Yarasa Gübresi Hakkında Makale

Yarasa Gübresi (Bat Guano) Nedir ?

Guano kelimesinin kokeni Quichua dilinden gelmektedir, bu dil Inca uygarlığında konusululmaktaydı. Guano kelimesinin anlami aslinda “su kuşlarının dışkıları”. `Guano` Yarasa gubresi icin yanlış adlandırmadır, ama günümüzde hem yarasa hemde su kuşlari gubresi için kullanılmaktadır.

Yarasa Gübresi 1800 li yılların ortalarında Amerika Birleşik Devletlerinde Tarımın gelişmesinde lider rolü oynamıştır. Yarasa gübresi mağaralarda yaşayan yarasalardan arta kalan dışkılardan doğal olarak elde edilen çevresel bir gübredir. Bu gübre, diğer bütün doğada bulunan gübreler içinde daha iyi besleyici dengeye sahiptir ( N P K), ve diğer organik gübrelere nazaran mikro organizma sayısı ve işlevliği çok daha yüksektir.

Deniz kuşlarının aşağı bıraktıkları damla halindeki dışkıları olarak da bilinen “guano” çeşitli türde yarasaların ve deniz kuşlarının mağaralarda birikmiş ve kurumuş dışkıları olarak tanımlanır . İçerdiği azot (N), fosfor (P) ve potasyum (K) oranı ile doğal gübre olarak bitkilere yüksek düzeyde besinsel bir destek sağlar.

Yarasa dışkısı “bioremediation mikroplar”ca zengindir. Örneğin, 100 ml dışkıda yaklaşık olarak bir milyar bakteri bulunur. Bu mikroplar, bir taraftan toprak toksinlerinin parçalanmasına yardımcı olarak toprağın beslenmesini ve kalitesini arttırırlarken diğer taraftan dışkıda doğal olarak bulunan organik bileşiklerin reaksiyonundan ve değişiminden sorumludurlar. Bu özellikleri ile yarasa dışkısından bilhassa patates, domates vb. sebze üretiminde verim artırıcı olarak yararlanılır. Bu amaçla, içerdiği makro elementler (başta N, P, K olmak üzere Mg, Ca, S, Na ve Cl) ve mikro elementler (Fe, Mn, Zn, Cu, B, Mo) ile tarımda gübre olarak kullanılır.

Mineral içeriği ile mükemmel bir organik gübre olan yarasa dışkısı (bat guano) evlerde ve işyerlerinde çiçek ve çeşitli süs bitkileri yetiştiriciliğinde de yararlanılabilir. Yarasalar yemiş oldukları sinek ve böceklerin %15 ini hazmeder kalanı dışkı olarak bırakır. Bu yüzden yarasa gübresinde doğal birçok zengin mineral bulunmaktadır. Yarasa gübresinin doğal olmasından dolayı kimyasal gübreler gibi katkı içermez bu yüzden yetiştirilen ürünlerdeki lezzet çok farklıdır. Yarasa gübresinde bitkinin gereksinim duyduğu: Organik azot, organik karbonu, organomineral, mikrobiyal, enzim, nitrat, fosfor, potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir gibi minareler çok zengin olarak bulunur.

Toplam Azot(N) % 1.00-8.00

Fosfor Oksit (P2O5) % 1-6.00

Potasyum Oksit (K2O) % 0.70-2

Kalsiyum Oksit (CaO) % 3.60-12.0

Mağnezyum Oksit (MgO) % 0.70-2.00

Demir(Fe) % 0.70-1.50

Bakır (Cu) % 0.20-0.50

Mangan Oksit (MnO) % 0.40-0.70

Çinko (Zn) % 0.40-0.65

Sodyum (Na+) % 0.45-0.50

Organik Materyal (OM) % 30-65

pH (in H2O) 4.3-5.5

C/N Oranı 8-15/1

Nem %40-30

Kadminyum Eser miktardaNikel

“Civa

“Krom

“ Kursun

“Kalay

“Bor “

Yarasa dışkısı %20-30 oranında humik ve fulvik asitler içerir. Fulvik asit nedeniyle nematosid ve fungisid etkilidir. Nematosid etki ile bunlar nematodların birincil safhalarını bozarak onları etkisiz kılarlar. Etkisiz bu nematodlar bitkinin beslenmesi ve üretimi için önemli olan kök sistemlerini korurlar. Fungisid etkisiyle de mantarların neden olduğu hastalıklara karşı direnç arttırıcıdırlar. Tüm metaller Humik asitlerle şelat yapabilmektedir, metallerle bu reaksiyona giren humik asit organik-mineral köprüler oluşturmakta minerallerin bitki tarafından kolayca alınmasını sağlamaktadır. Topragın havalanmasında, su tutma kapasitesini artırmada etkilidir. Her bitkide bakteri ve küf mevcuttur ve bitkide bunlara muhtaçtır. Bunlar kök etraflarına kadar uzanır. Micro hayat bitkiyi hastalıklardan korur ve bunun yani sıra besin almasına yardımcı olur. Yarasa gübreleri içerisndeki humik-fulvik asitler bu mikro hayatı dahada uyarmak etkinleştirmek için birebirdir. Yarasa gübreleri ile mikrohayatı uyarmak mümkündür ve sebeple hastalık, zararlı ve patojenlere karşı bitkide direnç arttırıcı etkisi vardır. Yarasa gübresi yüzde yüz doğal maddelerden elde edilmektedir, dğer hayvan gübreleri ile kıyaslanamaz. Mesela inek veya tavuk gübresiyle, karşılaştırılmamalıdır. İnekler ve tavuklar doğal yollardan beslenseler bile, organik değillerdir, çünkü yedikleri yemler organik üretilmiyor. İneklerin yediği çoğu yemler yoğun tarımla üretilmiş ve genellikle kimyasal ilaç ve gübre kullanılmış ürünlerdir. Genel olarak sıklıkla tavuk gübresi kullanılan alanlarda zamanla tuzluluk sorunu görülmektedir. Yarasalar kendi yiyecekleri böcekleri kendileri avlar meyveleri de kırsal alanlardan kendileri bulurlar.İçeriğindeki enzimler sayesinde bitki hücre duvarlarında bulunan proteinleri, yağları,nişasta ve selülozları parçalayarak bitki tarafından alınmasını kolaylaştırır.İdeal pH oranı sayesinde tuzluluk oranı yüksek topraklarda pH dengeleyici fonksiyonu vardır.Tuzludan dolayı bitkinin yanmasını önler. Kaymak tabaka oluşmasını ve toprağın sıkışarak bitkinin köklerini ve gövdesini sıkıştırmasını önler.Toprağı mikroorganizma faaliyeti ile hareketlendirir, ısıtır ve hava almasını sağlar.Kokusuzdur yani içeride ve dışarıda kullanılabilir rahatlıkla kullanılabilir. Uygulama 15-20 günde bir kez yapılabilir, çünkü toprağın derinliklerine inmesi zaman alır ve buda toprak bünyesinde daha uzun sure kalıcı olmasını sağlar. Su gereksinimi çok azdır. Kısa sürede şaşırtıcı düzeyde etki yaratır, kök uçları kalınlaşır, bitkinin yapraklarında ve taç yapraklarda görünür düzeyde etki eder. Gübrenin işlenme şekli (sütun şekline gelmesi ve kurutma işlemi) sayesinde toprak gübreyi daha uzun sürede absorbe eder ve daha verimli kullanır.Bio kimyasal özellikleri ve metabolizmayı hızlandırılıyorOrganik olan ve olmayan topraktaki elementleri doğal yollardan işlenebilirliğini arttırıyor.Micro elementleri çoğaltıyor ve bitkilerin bakteri saldırılarına karşı dirençliliğini yükseltiyor.Kullanımı diğer gübrelere göre daha kolay, pratik ve ekonomiktir.

Yarasa gübresi toprağın sağlığını ve diriliğini, direncini sağlıyor. Bu biyolojik gübre tadı, kaliteyi ve verimliliği yükseltiyor ve daha çok seralarda, tarlalarda ve evde kendi bahçelerinde ürün yetiştiren kişiler kullanmaktadır.

BAT GUANO “Bünyesinde zengin organik azot, fosfor, potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir ve diğer gerekli elementler bulunan yarasa gübresi, mikroorganizmalar tarafından parçalanarak, inorganik bileşiklere dönüşür. Yarasa gübresi, diğer gübrelere göre çok küçük miktarlarda daha fazla verim sağladığı uzmanlar tarafından açıklanmıştır.

Konsantre olarak da tanımlayabileceğimiz bu gübre, zengin içeriği sayesinde her türlü toprakta diğer gübrelere nazaran zamanla %50-100 oranında daha fazla verim artışı sağlar.

Taner Karataş

Ziraat Mühendisi

Kategorier: Genel

HER MEVSİM AYRI GÜZEL: ABANT

Yazı ve Fotoğraflar: Serkan SÜSLÜ  (TinTin Tur Seyahat Acentası Kurucusu ve Sahibi) 

Cumhuriyet Gazetesi Dört Mevsim Gezi Eki

 

 

Her Mevsim ayrı Güzel: Abant

 

Ülkemizin dört mevsim gezilebilen, konuklarına her mevsim farklı renklerde eşsiz manzaralar sunan, cömertçe paylaşmasını bilen ender cennetlerden biridir. Yazın sarı ve beyaz nilüferlerle süslenen Abant Gölü, kışın bembeyaz karla örtülüdür. Sonbaharda doğanın hüznünü sarı renkli yapraklarıyla uğurlayan Abant, ilkbaharda tabiatın doğuşunu rengarenk çiçeklerle karşılar. Faytonlar, atlar, kızaklar, yürüyüş yapan sevgililer, mangal sefası yapan aileler, çocuklar. Hafta sonu çevre illerden gelen misafirlerin akınına uğrayan, hiç usanmadan onları ağırlamanın mutluluğunu doyasıya yaşayan misafirperver bir göl Abant. Ünü sadece ülkemizde değil dünya çapında yer almış uluslar arası tabiat alanı.

Abant’ı Keşfetmek

Abant Gölüne varınca girişte milli park gişesinden sonra yol ikiye ayrılıyor. Büyük Abant Oteli’ne gidiyorsanız sola, gölün çevresini dolaşacaksanız girişten itibaren sağ yöne devam ediyorsunuz. Özel aracınızla geldiyseniz aracınızı uygun bir yere park edip, hiç zaman kaybetmeden doğanın içine kendinizi bırakın. Abant’a geldiğinizde gölün etrafını bir baştan bir başa görmeden sakın dönmeyin. Bunu yapmanın da birçok seçeneğini burada bulmanız mümkün. Birinci seçenek, yaklaşık 6.5 kilometre uzunluğunda olan gölün çevresini ortalama 1.5 saat yürüyerek gezmek. Gezi sırasında köy çeşmelerinden susuzluğunuzu giderebilir, göl kıyısına inip sarı ve beyaz nilüferleri daha yakından keşfedebilirsiniz. Bu yürüyüşü hafife alanlar için önerim, ek olarak çevre yaylalara çıkıp göl manzarasının tadını çıkarmak. Gölün muhteşem manzarasını kuş bakışı da en iyi, Abant köşkü yanından çıkılan Mudurnu yolu üstündeki tepelerden görebilirsiniz. Tabi karşılaştığınız koyun sürülerine fazla yaklaşmamakta fayda var. Çünkü çoban köpekleri sürüye yaklaşan herkese saldırır. İkinci seçenek, yorulmayı göze alamayanlar için sunulmuş nostaljik faytonlar. Nal sesleri arasında rahat ve hızlı bir şekilde gezmek isteyenler için tercih edilen seçeneklerin başında geliyor. Üçüncü seçenek ise, cevre köylerin geçim kaynaklarından biri olan atlara binmek. Genelde kısa mesafeler için tercih edilen atlara binerken dikkat etmek de fayda var. Ayrıca faytona, ata ve kızağa binerken baştan sıkı pazarlık yapmayı da unutmayın. Son olarak da gölün etrafını görmenin bir başka yolu da kendi aracınıza binip turlamak. Yalnız şu günlerde Abant Gölü’nde çevre düzenlemeleri yapıldığından tekrar geri dönmek zorunda kalıyorsunuz. Gol çevresinde yapılacak gezintilerin dışında, göl yüzeyinin kış mevsiminde donduğu zamanlarda göl üstünde buz pateni de yapabilirsiniz. 1993 kış sezonunda ülkemizin ilk doğal buz pateni sahası açılmış ve kış aylarında göl yüzeyinin donmasıyla bu spor yapılabilmektedir. Diğer mevsimlerde golde su bisikleti ve sandalla gezme imkanı da var. Ülkemizde çok az yerde yapılan yamaç paraşütü Abant’ın çevresindeki dağlarda yapılacak diğer aktivitelerden. Son olarak önümüzdeki yıllarda Abant yakınlarında bulunan yaylalarda üç pistli kayak merkezi yapımı ve göl çevresinde dolaşım amaçlı raylı sistem kurulması planlanıyor. Abant Gölü ile çevresi Abant Alabalığı ve su samuru koruma alanı. Su samurlarını görebilmek için, sabahları güneş dogmadan samurların yuvalarının olduğu yere gelip beklemek gerekiyormuş. Abant Gölü havuz yöntemi ile alabalık üretiminde Türkiye’de ilk olmanın özelliğini taşıyor. Gölde bulunan meşhur Abant Alabalığı Salmo Trutta Fario varyete Abanticus olarak literature geçmiş. Balık meraklıları yılın belirli zamanlarında belirli bir ücret ödeyerek alabalık ve benekli mercan avlayabiliyorlar. Abant’ı ve çevresini keşfettikten sonra dönüşte, Büyük Abant Oteli’nin yanında bulunan köy pazarına da mutlaka uğrayın. Çevre köylerden gelen tamamen yöreye özgü börülce, fasulye, erik kurusu, erişte, yağlı peynir, tereyağı, çam balı, cevizler, kuşburnu, alıç, kestane ve patateslerden satın alabilirsiniz.

Ulaşım

Abant’a, Ankara ve İstanbul’u birbirine bağlayan uluslar arası E-5 karayolunun Bolu Dağı çıktıktan sonra sağdan Abant levhasını takip ederek gidiyorsunuz. Bu yol Mudurnu’ya gitmek isteyenler için de göl manzaralı alternatiflerden biri. Hemen hatırlatalım, yavaş gitmenizde fayda var. Çünkü her an karşınıza geyik çıkabilir. Ayrıca İstanbul’dan gelirken yolda yemek yemediyseniz, Abant sapağı yolu boyunca alabalık tesisleri ve et mangal yapan lokantalarda karnınızı doyurabilirsiniz. Yok amacınız göl manzarasına karşı mangal yakmaksa, yol boyunca tezgahlarda satılan yörenin meşhur sucuklarından alabilirsiniz. Ayrıca alışverişinizi Kaynaşlı gişelerinden sonra yol kenarında yapmanızda fayda var. Abant’ta alışveriş yapma olanağınız yok. Bolu Tünelini çıktıktan sonra çam ormanları eşliğinde sürecek yaklaşık 21 kilometrelik yolculuğunuz Abant Gölü Milli Parkı gişesinde son buluyor.

Konaklama

Taksim International ve Taksim International Abant Köşkü 0374 224 50 12

Büyük Abant Oteli 0374 224 50 33

Petro Club Abantbey Yaylası Apart Otel 0374 225 28 80

Doğa Köşkü Abant Pansiyon 0374 237 11 07

Bolu Dağı Koru Otel 0374 225 22 90

 

Kategorier: Oteller

Nevşehir İlimizde Gezilmesi ve Görülmesi Gereken Yerler

Müzeler ve Örenyerleri

 

Müzeler

 

Nevşehir Müzesi 

Adres: (384) 213 14 47

Faks: (384) 212 43 38

 

Hacıbektaş Müzesi

Adres: Nevşehir Cad. Hacıbektaş – Nevşehir

Tel: (384) 441 30 22

 

Ürgüp Müzesi

Adres: Kayseri Cad. No: 39 Ürgüp – Nevşehir

Tel: (384) 341 40 82

 

Hacı Bektaş Arkeoloji ve Etnografya Müzesi: Hacıbektaş ilçesinde bulunan arkeolojik ve etnografik eserlerin sergilendiği müzede, iki eser deposu, laboratuvar ve kütüphane bulunmaktadır.

 

Suluca-Karahöyük kazılarından ele geçen buluntular Eski Tunç, Assur Ticaret Kolonileri, Hitit, Phryg, Roma, Doğu Roma Çağı eserlerinin yanı sıra çeşitli etnografik eserler teşhir edilmektedir.

 

Göreme Açık Hava Müzesi: Nevşehir’e 13 km. uzaklıkta ve Göreme kasabasının 2 km. doğusunda yer alan bir kaya yerleşim yeridir. M.S. 4. yüzyıldan 13. yüzyıla kadar yoğun bir şekilde manastır hayatı yaşanmıştır. Hemen her kaya bloğunun içinde kiliseler, şapeller, yemekhaneler ve oturma mekânları mevcuttur. Bugünkü Göreme Açık Hava Müzesi manastır eğitim sisteminin başlatıldığı yer olarak kabul edilir. Soğanlı, Ihlara, Açıksaray aynı eğitim sisteminin daha sonraları görüldüğü yerlerdir.

 

Kiliseler, 2 tür teknikle boyanmıştır. Birincisi, doğrudan doğruya kaya yüzeyi düzeltilerek üzerine yapılan boyama; ikincisi ise, kaya üzerine yapılan secco (tempera) ve fresko tekniği ile yapılan boyamadır. Kilisede işlenen konular İncil ve Hz. İsa’nın hayatından alınmıştır.

 

Göreme Açık Hava Müzesi’nde Kızlar ve Erkekler Manastırı, Aziz Basil Kilisesi, Elmalı Kilise, Aziz Barbara Kilisesi, Yılanlı Kilise, Karanlık Kilise, Çarıklı Kilise ve Tokalı Kilise bulunmaktadır.

 

 

Göreme Açik Hava MüzesiGöreme Açik Hava Müzesi

Örenyerleri

 

Nevşehir Müzesi

Zelve – Avanos – Aktepe

Çavuşin Kilisesi – Avanos – Çavuşin

Kaymaklı Yeraltı Şehri – Kaymaklı Kasabası

Derinkuyu Yeraltı Şehri – Derinkuyu

Açıksaray – Gülşehir

St. Jean Kilisesi – Gülşehir

Özkonak Yeraltı Şehri – Avanos – Özkonak Kasabası

Mazi Yeraltı Şehri – Ürgüp

Tatlaring Kilisesi – Acıgöl

Paşabağları – Avanos – Çavuşin

 

Ürgüp Müzesi

M. Paşa Kiliseleri – Ürgüp – Mustafapaşa

Pancarlı Kilisesi – Ürgüp – Mustafapaşa

Üzümlü Kilise ve Çev. – Ürgüp – Ortahisar

Hallaç Manastırı – Ürgüp – Ortahisar

Sete. Teodore Kilis. – Ürgüp – Yeşilöz

Hacı Bektaşi Veli Kültür Müzesi

Suluca Karahöyük – Hacıbektaş

İlicek Höyük – İlicek Köyü

Kayaaltı Höyük – Kayaaltı Köyü

Abdal Kalesi – Kızılöz Çiftliği

Kalehöyük – Karaburma

 

Paşabağları ve Zelve Ören Yeri : 1 km. uzaktaki peribacaları en iyi Zelve ören yerinden görülmektedir. Burada ayrıca Aziz Simeon adına yapılmış şapel ve birçok kaya mekânları bulunmaktadır. Paşabağları’nın daha ilerisinde Göreme-Avanos karayolundan 2 km. içerde olan ve 3 vadiden oluşan Zelve ören yeri, peribacalarının en yoğun olduğu yerdir. 9. ve 13. yüzyıllarda Hıristiyanların önemli yerleşim ve dini merkezlerinden birisi olmuştur. Balıklı, Üzümlü ve Geyikli kiliseler vadinin en önemli kiliseleri olup ikonoklastik dönem öncesine aittir.

 

1952 yılına kadar iskân edilmiş vadide manastırlar, kiliseler, yerleşim yerleriyle, tünel, değirmen, cami gibi yapılar bulunmaktadır.

 

Avanos

 

Nevşehir’in 18 km kuzeyinde olan Avanos’un antik dönemdeki adı Venessa’dır. Çok sayıda çanak çömlek atölyesi bulunan ilçede seramik yapım geleneği Hititlerden beri süregelmektedir. Kızılırmak’ın getirdiği kırmızı toprak ve milden elde edilen seramik çamuru, Avanoslu seramik sanatçılarının elinde şekil almaktadır.

 

Çömlekçilik

 

Avanos’ta da Hititler’den beri çarkla çanak-çömlek yapıldığı bilinmektedir.Bu el sanatı kavimden kavime,babadan oğula geçerek günümüze kadar gelmiştir. Avanos’un dağlarından ve Kızılırmak’ın eski yataklarından yumuşak ve yağlı kil topraklar elenir ve iyice yoğurularak çamur haline getirilir.Çark adı verilen ve ayakla döndürülen tezgah üzerindeki çamurun maharetle şekillendirilmesiyle istenilen çanak yapılmış olur.İşlik denilen atölyelerde üretilen çanaklar önce güneşte,daha sonra da gölgede kurutulduktan sonra,saman ve talaşla yakılan fırınlarda 800 dereceden başlayıp 1200 derece sıcaklık arasında özenle pişirilir.

 

Yörede yemek kapları,su testileri,kışlık yiyecek saklamak için çömlekler ve küpler,su kükleri tanınan çanak ürünleridir. Avanos,günümüzde “Kapadokya’nın el sanatları ve alış-veriş merkezi”olarak tanınmaktadır.

 

Ürgüp

 

Nevşehir’in 20 km doğusunda olan Ürgüp Kapadokya Bölgesinin en önemli merkezlerindendir. Göreme’de olduğu gibi tarihsel süreç içerisinde çok sayıda isme sahip olmuştur. Bizans Döneminde Osiana (Assiana), Hagios Prokopios; Selçuklular Dönemi’nde Başhisar; Osmanlılar zamanında Burgut kalesi; Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren de Ürgüp adıyla anılmıştır.

 

Hacıbektaş

 

Nevşehir-Kırşehir yolu üzerinde Nevşehir’e 45 km uzaklıkta olan Hacı Bektaş, ilçe merkezinde yapılan kazılar sonucunda Eski Tunç Çağı, Hitit, Frig, Hellenistik ve Roma Dönemi’ne ait ele geçen eserler, Hacıbektaş Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.

 

Hacı Bektaş yakınlarındaki Karaburna köyü yakınlarında Topada ve Sivasa’da olduğu gibi Geç Hitit Dönemi’ne ait Hitit hiyeroflifi ile yazılmış Karaburna kaya anıtı bulunmaktadır.

 

Hacı Bektaş-i Veli Ve Bektaşlık

 

Asıl adı Muhammed bin Musa olan ve doğum ölüm tarihi kesin belli olmayan Hacı Bektaş-ı Veli’nin 1209 – 1210 tarihlerinde doğup,1270 -1271 tarihlerinde öldüğü sanılmaktadır.Anlatılan menkıbelere göre Nişaburludur.Çocukluk ve gençliği Horasan’da geçmiş, Hoca Ahmet Yesevi Ocağında felsefe, sosyal ve müsbet ilimler öğrenmiştir.

 

Hacıbektaş, Selçukluların siyasi ve iktisadi düzenlerinin bozulduğu,yönetimde bölünmelerin ortaya çıktığı bir dönemde Horasan’dan Anadolu’ya gelmiş; köy köy, şehir şehir gezerek Türk birliğinin sağlanması, Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması için çaba harcamıştır. Eski adı Sulucakarahöyük bugünkü adıyla Hacıbektaş İlçesinde kurduğu okulda öğrenciler yetiştirmiş; Türk dili ve kültürünün yabancı etki ve yozlaşmalardan korunması için çalışmıştır. Onun hoşgörü ve insan sevgisine dayalı düşünce sistemi kısa sürede geniş halk kitlelerine ulaşarak benimsenmiştir. “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır”,  “Kadınları okutunuz”, “Eline, diline ve beline sahip ol”, “Araştırma açık bir sınavdır”, “Her ne ararsan kendinde ara”, “Düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayınız”.

 

Yukarıdaki özdeyişler Hacı Bektaş-ı Veli’nin felsefesini en güzel biçimde açıklamaktadır. Onun dünya görüşü 1948 İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile aynı anlayışı aksettirmektedir.

 

Göreme

 

Göreme Tarihi Milli Parkı

Göreme Kiliseleri

GG

Mustafapaşa (Sinasos)

 

Ürgüp’ün 6 km. güneyinde yer alan Mustafapaşa, 20. yüzyılın başlarına kadar Rum ve Türklerin birlikte yaşadığı bir kasabadır. 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarına tarihlenen eski Rum evleri oldukça zengin taş işçiliği arz ederler.

 

Mustafapaşa’nın batısında yer alan Gömede Vadisi morfolojik açıdan Ihlara Vadisi’nin küçük bir benzeridir. Ihlara Vadisi’nde olduğu gibi kaya oyma kiliselere, barınaklara ve vadinin içinden geçen bir dereye sahiptir.

 

Mustafapaşa’daki önemli kilise ve manastırlar; Aios Vasilios Kilisesi, Sinasos Kilisesi, Alakara Kilisesi, Aios Nichole Manastırı, Konstantin-Helena Kilisesi, Manastır Vadisi kiliseleri ve Basil Kilisesi’dir. Ayrıca Osmanlı döneminde inşa edilmiş güzel taş ve ağaç işçiliği gösteren bir kervansaray da bulunmaktadır.

 

Ihlara Vadisi

 

Aksaray’a 40 km. uzaklıktadır. Vadiye, Aksaray-Nevşehir karayolunun 11. km.sinden sapılarak gidilir. Hasandağı’ndan çıkan bazalt ve andezit yoğunluklu lavların soğumasıyla ortaya çıkan çatlaklar ve çökmeler kanyonu oluşturmuştur. Bu çatlaklardan yol bulan kanyonun bugünkü halini almasını sağlayan Melendiz Çayına ilk çağlarda Kapadokya ırmağı anlamına gelen ‘Potamus Kapadukus” denilmekteydi. 14 km. uzunluğundaki vadi Ihlara’dan başlar, Selime’de son bulur. Vadinin yüksekliği yer yer 100-150 m.dir. Vadi boyunca kayalara oyulmuş sayısız barınaklar, mezarlar ve kiliseler bulunmaktadır.Bazı barınaklar ve kiliseler yeraltı şehirlerinde olduğu gibi birbirlerine tünellerle bağlantılıdır.

 

Ihlara VadisiIhlara Vadisi

Kaymaklı

 

Nevşehir’ in 20 km güneyinde bulunan yeraltı şehridir. VII. – IX. yüzyıllar arasında arap saldırılarına karşı korunmak ve Hıristiyanlığın yayılmasına karşı engelleri önlemek için sığınak olarak yapılmıştır. Karışık tünellerle 4 kat aşağısına kadar inilebilmektedir. 5.- 8. katlar açık değildir. Tünellerle yatak odalarına, mutfaklara, şarap depolarına, dolaplara ve tapınaklara gidilebilmektedir. Tüneller ve katlar arası değirmen taşları ile kapatılarak şehrin dış dünya ile ilgisi kesilebilmektedir. Bütün şehrin havalandırılması büyük bir baca ile yapılmaktadır.

 

Yeraltı Şehirleri

 

Özkonak Yeraltı Şehri: Avanos’a 14 km. uzaklıktaki Özkonak kasabasında bulunan yeraltı şehri, İdiş Dağı’nın kuzey yamaçlarında volkanik, granit bünyeli tüf tabakalarının oldukça kalın olduğu bir yerde yapılmıştır. Yeraltı şehri henüz tam olarak temizlenmemiş olup temizlendiği kadarıyla ziyarete açılmıştır.

 

Kaymaklı Yeraltı Şehri: Nevşehir’e 20 km. mesafede bulunan Kaymaklı kasabasındadır. 8 katlı olup ilk katı erken dönem tarihlenmektedir. Roma ve Bizans dönemlerinde de diğer alanların oyularak genişletilmesi suretiyle yeraltı şehri haline dönüştürülmüştür. Bugün 4 katı ziyarete açıktır.

 

Tüf kayalara oyulmuş bu yeraltı şehri, bir kitlenin geçici olarak yaşayabilmesi için gerekli barınma şartlarına haizdir. Dar koridorlarla birbirlerine bağlanan oda ve salonlar, şarap depoları, su mahzenleri, mutfak ve erzak depoları, havalandırma bacaları, su kuyuları, kilise ve dışarıdan gelebilecek herhangi bir tehlikeyi önlemek için kapıyı içten kapatan büyük sürgü taşları vardır.

 

Derinkuyu Yeraltı Şehri: Nevşehir- Niğde karayolu üzerinde ve Nevşehir’e 30 km. uzaklıkta bulunan Derinkuyu ilçesindedir. Kaymaklı yeraltı şehrinde olduğu gibi burada da büyük bir topluluğu içinde barındıracak ve ihtiyaçlarını karşılayacak mekânlar vardır. Bu yeraltı şehri 8 katlıdır. Kaymaklı yeraltı şehrinden farklı olarak burada misyonerler okulu, günah çıkartma yeri, vaftiz havuzu ve ziyaretçilerin ilgisini çeken kuyu mevcuttur.

 

Yeraltı şehirleri sadece Kappadokia bölgesinin jeolojik oluşumlarına özgü yapılar olup diğer bölgelerde bu tür örneklere rastlanmamaktadır.

 

Mazı Yeraltı Şehri: Antik adı “Mataza” olan Mazı köyü, Ürgüp’ün 18 km. güneyinde, Kaymaklı yeraltı şehrinin ise 10 km. doğusundadır.

 

Değişik yerlerde 4 girişi tespit edilebilmiştir; asıl girişi düzensiz taşlarla örülmüş koridor sağlamaktadır. Kısa koridordaki iri sürgü taşı, yeraltı şehrinin giriş çıkışını kontrol altına almaktadır. İç kısımdaki küçük oda, sürgü taşının rahat bir şekilde hareket etmesi için yapılmıştır. Yeraltı yerleşiminin geniş alanlarına yayılan ahırlar, diğerlerinden farksızdır. Ahırlardan kısa bir koridor vasıtasıyla yeraltı şehrinin kilisesine ulaşılmaktadır. Bu mekânın girişi sürgü taşı ile kapatılabilmektedir. Kilise apsisi, köşeye oyulmuştur ve cephesi kabartmalarla süslüdür.

 

Özlüce Yeraltı Şehri: Eski adı “Zile” olan Özlüce köyü merkezindeki yeraltı şehri, Nevşehir- Derinkuyu karayolu üzerindeki Kaymaklı kasabasının 6 km. batısındadır.

 

Girişte bazalttan yapılmış, birbirine geçmeli iki kemerli mekân bulunmaktadır. Daha sonra yine moloz taşlarla örülü 15 m. uzunluğunda bir geçit vasıtasıyla asıl tüf kayaya ulaşılmaktadır. Yeraltı şehrine girişi sağlayan taştan yapılmış mekânlar, asıl yeraltı şehrini oluşturan kaya oyma mekânlara nazaran daha yenidir. Bu koridorun bitiminde 1.75 m. çapında sert granit taştan yapılmış sürgü taşı bulunmaktadır.

 

Girişteki ana mekân, yeraltı yerleşiminin en geniş alanı olup iki bölümden ibarettir. Büyük mekânın sağında erzak depoları, solunda ise oturma odaları bulunmaktadır. Oldukça uzun olan galerilerin kenarlarında hücre tipi odalar, tabanlarda ise tuzaklar yer alır. Henüz ziyarete açılmamıştır.

 

Tatlarin Yeraltı Şehri: 1991 yılında ziyarete açılan yeraltı şehri ise, mekânlarının büyüklüğü, erzak depolarının sayısının ve kiliselerin çokluğu nedeniyle askeri garnizon ya da manastır kompleksini akla getirir. Yeraltı şehri oldukça geniş alanlara yayılmış, ancak küçük bir kısmı temizlenebilmiştir. Halen iki katı gezilebilen yeraltı şehrinin en önemli özelliği diğer yeraltı şehirlerinde pek bulunamayan tuvalete sahip olmasıdır.

 

Kaleler

 

Nevşehir Kalesi: Selçuklular döneminde, Bağdat’a giden kervan yolunun korunması amacıyla inşa edilmiştir. Nevşehir’in eski yerleşim yerinde, sağlam bazalt kütleli bir tepenin üzerinde bulunan kale, Osmanlı döneminde Damat İbrahim Paşa tarafından onarılmış ve cumhuriyet döneminde de yeniden restore edilerek tahrip olmaktan korunmuştur. Sur duvarları genelde sağlam olup, kale girişi güneybatı yönündedir.

 

Uçhisar Kalesi: Nevşehir merkezine 10 km. uzaklıkta bulunan Uçhisar, doğal konumu nedeniyle bir hisar görünümündedir. Kapadokya manzarasına hâkimdir. Doğu Roma döneminde, korunaklı yapısı ile Arap akınlarına karşı kolayca savunma sağlamıştır. Kalenin içerisine oyulmuş eski bir mağara bulunmaktadır. Mağaraya üç yol ile girilir ve bu yollar geniş bir salonda birleşir. Yolların birinde taş kapı, ardında da nöbetçi odası mevcuttur. Kalenin içerisinde başka dehlizler de bulunmakla birlikte, bunların bazıları çökmüş bazıları ise molozla dolmuştur.

 

Ortahisar: Ürgüp-Nevşehir yolunun güneyinde bulunmaktadır. Yerleşimin ortasında kayalardan oyma evlerle çevrelenen doğal bir kale bulunmaktadır. Ortahisar’ın en önemli özelliği, bünyesindeki yeraltı kentleridir. Kolayca şekillendirilebilen bir kaya yapısına sahip olan kalede yerin altına oyulmuş doğal soğuk hava depoları da bulunmakta olup, bu depolarda günümüzde narenciye saklanmaktadır.

 

Kaplıca ve İçmeceler

 

Kozaklı Termal Turizm Merkezi

 

Ürgüp İçmece ve Kaplıcası: Su kaynağı, ilçe merkezinin 5 km. doğusunda bulunmaktadır. Kaplıca suyunun ısı derecesi 14 °C olup, tuzlu, kokusuz, gazsız sular gurubundan sayılmaktadır. Deri hastalıklarının tedavisinde su banyosundan ve kaynağın az ilerisindeki kükürtlü çamurdan yararlanılır.

 

Bahçeli İçmecesi: Kaynak, Bahçeli köyünün kuzeybatısındadır. Suyu 18 °C olan bu içmece fazla gazlı, kokusuz, bikarbonatlı sofra sularını ihtiva eder. Hazmı kolaylaştıran ve böbrekleri temizleyen bu su aynı zamanda sofra suyu olarak da kullanılır.

 

Çorak ve Karakaya İçmeceleri: Nevşehir-Avanos karayolu üzerindeki bu içmecelerden; Çorak İçmecesi il merkezine 5 km., Karakaya İçmecesi de 13 km. uzaklıktadır. Alkali düzeyi yüksek, tuzlu ve bikarbonatlı olan Çorak suyu, içme olarak değerlendirildiğinde sindirimi kolaylaştırıcı etki yapmaktadır. Sodyum bikarbonatlı ve alkalik sulardan olan Karakaya İçmecesi de mide ve bağırsak rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılmaktadır.

 

Gümüşkent İçmecesi: Gümüşkent kasabasının hemen yakınında bulunan bu içmece, kısmen doğal, betonlaşmış bir havuzun içinde kaynamaktadır. İkinci bir havuzda toplanan su, bahçe sulamasında kullanılmaktadır. Gümüşkent İçmecesi, toprak alkali, bikarbonatlı ve bol karbondioksitli bir maden suyudur. İçme olarak değerlendirildiğinde metabolizma hastalıklarında karaciğer ve safra kesesi hastalıklarında yararlı olmaktadır.

 

Cami ve Kiliseler

 

Kurşunlu Cami (Damat İbrahim Paşa Külliyesi-Merkez): XVIII. yüzyılda Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın yaptırdığı külliye; cami, medrese, kitaplık, sübyan mektebi, imaret ve hamamdan oluşmaktadır. Külliyenin güneydoğusunda olan cami, 1726 yılında yapılmıştır. Dıştan yalın görünüşlü caminin içi, Lale Devri özelliğini yansıtan kalem işi nakışlarla bezelidir.

 

Hacı Bektaş Veli Dergahı ve Külliyesi (Hacı Bektaş): Hacı Bektaş Veli, XIII. yüzyılda yetişmiş ünlü bir Türk-İslam düşünürüdür. Üstün zeka ve kişiliğe sahip olan Hacı Bektaş Veli, ilk eğitimini büyük Türk düşünürü Türkistan Piri, Hoca Ahmet Yesevi’nin kültür ocağında almış ve o dönemde ün yapmış çok sayıda Türk bilim adamının yetiştiği Horasan’da engin bir bilgi birikimine, geniş bir dünya görüşüne sahip olmuştur. Orta Anadolu’yu şehir şehir, köy köy dolaştıktan sonra, yaşayan Türk gelenek ve göreneklerini korumaya çalışarak Suluca Karahöyük’te İslâm inanç ve öğreti merkezi kurmuş çok sayıda öğrenci yetiştirmiştir. Yeniçeri ocağının da Piri olarak bilinen Hacı Bektaş Veli, Anadolu’daki Türk-İslam birliğinin sağlanmasına yardımcı olmuştur.

 

Dergah ve Külliye (Hacı Bektaş): XIV. yüzyılda Hacı Bektaş Veli’nin yaptırdığı Kızılca Halvet (Çilehane) ile çevre yapılarına sonraki yıllarda yenileri eklenmiştir. XIX. yüzyılda onarılan Dergah, 1959-1964 arasında Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce yeniden elden geçirilmiş, 1964’te müze olarak açılmıştır.

 

Hacı Bektaş Veli Türbesi (Pir Evi-Hacı Bektaş): Türbenin cephesi, yan yana üç kemerli bir eyvandan meydana gelmektedir. Pir Evi’ne ortadaki büyük kemerin altındaki demir parmaklıklı, çift kanatlı kapıdan girilir.

 

Tokalı Kilise (Göreme): Göreme Vadisi’nde, bölgenin bilinen en büyük kaya kilisesi olup Tek Nefli Eski Kilise, Yeni Kilise, Eski Kilisenin altındaki kilise, yeni kilisenin kuzeyindeki yan şapel olmak üzere dört mekandan oluşur. X. yy. başlarına tarihlenen Eski Kilise, bugün Yeni Kilisenin giriş mekanı şeklinde ise de orijinal olup tek nefli, beşik tonozlu bir yapıdır. Aziz tasvirleri, müjde, ziyaret, bakireliğin ispatı, Beytüllahim’e yolculuk, doğum, üç müneccimin tapınması, masum çocukların katliamı, Mısır’a kaçış, İsa’nın mabede takdimi, İsa’nın cehenneme inişi, İsa’nın göğe çıkışı vb. gibi tasvirler bulunmaktadır.

 

Yeni kilise, enlemesine dikdörtgen planlı, basit beşik tonozludur. Beşik tonozlu nefinde İsa’nın siklusu kronolojik sıraya göre daha çok kırmızı ve mavi renkler kullanılarak işlenmiştir. Lapis mavisi, Tokalı Kiliseyi diğer kiliselerden ayıran en önemli özelliktir.

 

Enlemesine nefte Aziz Basil’in hayatı çeşitli azizlerin tasviri ve çoğunlukla İsa’nın mucizelerine ait sahneler yer alır. Kilise X. yüzyılın sonuna ve XI. yüzyılın başına tarihlenmektedir.

 

Rahipler ve Rahibeler Manastırı (Göreme): Göreme Açık Hava Müzesi girişinin solunda yer alan 6-7 katlı kaya kütlesi “Rahibeler Manastırı” olarak bilinir. Bu manastırın birinci katındaki yemekhanesi, mutfağı, bir kaç odası, ile ikinci kattaki yıkık şapel de gezilebilir durumdadır. Üçüncü kattaki (bir tünelle ulaşılan) kilisesi çapraz kubbeli, dört sütunlu üç apsislidir. Kilisede doğrudan kaya üzerine yapılan İsa freskinin yanında kırmızı bezemeler görülür.

 

St. Basil Şapeli (Göreme): Göreme Açık Hava Müzesi’nin girişindedir. Kilise XI. yüzyıla tarihlenmektedir. İsa portresi, yanında Meryem ve çocuk İsa, Aziz Theodore, at üzerinde ejderle savaşan Aziz George tasvirleri bulunmaktadır.

 

Elmalı Kilise (Göreme): Göreme Açık Hava Müzesinde, basit planlı bir kilisedir. Günümüze gelmiş fresklerin altından ikonoklastik dönemde yapılmış geometrik bezekler çıkmıştır. Bundan Kilisenin 2. dönemde de kullanıldığı anlaşılmaktadır.

 

Fresklerde İsa’nın yaşamından bölümler görülmektedir. Mavi, al ve tonları, kahverengi, sarı, ak renkler kullanılmış, giysi kıvrımları ince işlenmiştir.

 

İsa’nın vaftizi, çarmıha geriliş, değişim, son yemek, Lazarusun dirilişi, İsa’nın göğe çekilişi tasvirlerde işlenen başlıca konulardır. Sütunlar, sütun başlıkları vb. mimarı öğeler üzerinde de İncil’i yazan azizlerin ve kimi peygamberlerin betimleri vardır. Adını çevresindeki elma bahçelerinden alan kilisenin freskleri II. yy.a tarihlenmektedir.

 

Çavuşin Kilisesi (Göreme): Göreme-Avanos yolu kenarında, Göreme’ye 2.5 km. uzaklıktadır. Tek nefli, beşik tonozlu, 3 apsisli olup narteksi yıkılmıştır.

 

İmparator Nicephorus Phocas adına yapılan Çavuşin Kilisesi 964-965 yıllarına tarihlenmektedir. Kilisede işlenen konular diğer kaya kiliselerinde olduğu gibi İncil ve Hz. İsa’nın hayatından alınmıştır.

 

Yılanlı Kilise (Göreme): Göreme Açık Hava Müzesindedir. Kapadokya’da saygın olan Azizlerin tasvirleri bulunan kilise, XI. yy.a tarihlenmektedir. Tasvirlerden bazıları şunlardır. İncil tutan İsa ve yanında Kilisenin Banisi, Aziz Onesimus, Ejderle savaşan Aziz George ve Aziz Theodore, çıplak uzun saçlı ve önünde palmiye ağacı bulunan Aziz Onuphrius.

 

Karanlık Kilise (Göreme): Göreme Açık Hava Müzesindedir. Narteksteki küçük bir pencereden ışık alan kilise oldukça karanlıktır. Bu yüzden Karanlık Kilise adıyla bilinir. Yapı tümüyle fresklerle bezenmiştir. Yöredeki kiliselerden freskleri en sağlam kalmış olanıdır.

 

Kilisedeki fresklerde işlenen konulardan bazıları şunlardır:

 

İsa’nın gömütünün meleklerle korunması, çarmıha gerilişi, İsa’nın yakalanışı, dirilişi, 12 havari ile son akşam yemeği, incili yazan dört azizle İsa birlikte, İsa’nın doğumu ve vaftizi vb.

 

Azize Catherine Şapeli (Göreme): Karanlık Kilise ile Çarıklı Kilise arasında yer alan Azize Catherine Şapeli’nde, hem narteks, hem de naos serbest haç planlı, merkezi kubbelidir; haç kolları beşik tonozlu ve apsis templonludur. Narteks zemininde mezar bulunmaktadır. Şapelin sadece naos kısmında figürler vardır. Pandantifler kabartma geometrik süslemelerle bezenmiştir.

 

Çarıklı Kilise (Göreme): Göreme Açık Hava Müzesindedir. İsa’nın göğe yükseliş sahnesi altında bulunan ayak izlerinden dolayı kiliseye “Çarıklı Kilise” adı verildiği sanılmaktadır. Kilise XII. yy. sonu, XIII. yy. başına tarihlenmektedir. İsa’nın hayatını konu alan Siklus, İbrahim Peygamberin misafirperverliğini gösteren Tevrat sahnesi, Aziz Bani tasvirleri iyi muhafaza edilmiştir. Elmalı ve Karanlık Kiliseye benzemekle beraber, İsa’nın çarmıha gidişi ve çarmıhtan alınışı sahneleri kilisenin farklı özelliğidir.

 

Kilisede, doğum, üç müneccimin tapınması, vaftiz, Lazarusun dirilişi, başkalaşım, Kudüs’e giriş, ihanet, kadınlar boz mezar peşinde, İsa’nın göğe çıkışı ve aziz tasvirleri bulunmaktadır.

 

Aziz Barbara Şapeli (Göreme): Elmalı Kilisenin bulunduğu kaya bloklarının arkasındadır. Duvarlara ve kubbeye zengin geometrik motifler, mitolojik hayvanlar ve askeri semboller resmedilmiştir. Duvarlarında taş izlenimi veren motifler ayrıca, İsa Pantokrator (Dünya hakimi) ile Azizlerden Georgia, Theodoros ve Barbara’nın tasvirleri yer almaktadır. Kilise, II. yy.ın ikinci yarısına tarihlenmektedir.

 

Durmuş Kadir Kilisesi (Göreme): Bazilika tipinde olan kilise, ortasında Papaz tahtı, iri dikdörtgen sütunları, vaftiz yeri, birinci bölmedeki duvarlara oyulmuş irili ufaklı mezarlardan oluşmaktadır. Kaya kabartma süslemelerinin en güzel örneklerine sahip olan bu kilise VI. ve VII. yy. ara tarihlenmektedir.

 

El-Nazar Kilisesi (Göreme): Göreme-Müze yolunun sağında, yoldan yaklaşık 800 m uzaklıkta El-Nazar vadisindedir. Kilise X. yy. sonlarına tarihlenmektedir. Kilisede, müjde, ziyaret, doğum, üç müneccimin tapınması, Mısır’a kaçış, İsa’nın mabede takdimi, Elizabeth’in takip edilişi, vaftiz vb. tasvirler bulunmaktadır.

 

Saklı Kilise (Göreme): 1957 yılında bulunduğundan dolayı “Saklı Kilise” adı verilmiştir. El-Nazar Kilisesinin yakınındadır. Kiliseyi süsleyen resimler sıva üzerine değil, doğrudan ana kaya üzerine yapılmıştır.

 

Kilisenin etrafında boyalı bez parçaları bulunmuş, yapılan analizler sonucu ise bu bezlerin kilisenin boyamasında fırça yerine kullanıldığı saptanmıştır. Saklı Kilise’nin mimarisi, Mezopotamya kilise mimari geleneğine benzemektedir. Kilisede, müjde, Doğum, İsa’nın mabede takdimi, vaftizci Yahya’nın görevlendirilmesi, başkalaşım. vb. tasvirler bulunmaktadır.

 

Kılıçlar Kilisesi (Göreme): Kılıçlar Vadisinde, Göreme Açık Hava Müzesinin yaklaşık 600 m kuzeydoğusundadır. Oldukça zengin bir şekilde fresklerle süslenmiş olup, uzun bir İncil siklusunu içermektedir. IX. yy. sonu ile X. yy. başlarına tarihlenmektedir. Kilisede, peygamberlerin görünümü, müjde, ziyaret, Yusuf’un Meryem’i suçlaması, doğum, Yusuf’un rüyası, Mısır’a kaçış, vaftiz, İsa ve Zakkeus, kör adamın iyileştirilmesi, ayakların yıkanması, ihanet vb. tasvirleri bulunmaktadır.

 

Meryem Ana Kilisesi (Kılıçlar Kuşluk Kilisesi-Göreme): Tokalı Kilisenin arkasındaki sırtta açık hava müzesine yaklaşık, 250 m uzaklıkta, Kılıçlar Kilisesi’nin güneyindeki dik yamaçta yer alır. Kilise, aziz figürleri ve İncil siklusunun dört sahnesini içermektedir. Kilisede, deesis, Beytüllahim’e yolculuk, doğum, İsa çarmıhta, Meryem’in ölümü ve aziz tasvirleri bulunmaktadır.

 

Aziz Eustathios Kilisesi (Göreme): Tokalı Kilise ve Meryem Ana Kilisesi arasındadır. Kilisede İncil kaynaklı freskler mevcuttur. X. yy. başlarına tarihlenen kilisede, kazıma tekniği ile yazılmış 1148-1149 tarihi bulunmaktadır.

 

Tatlarin Kilisesi (Acıgöl): Tatlarin yeraltı şehrinin bulunduğu tepenin yamacında yer alır. Oldukça iyi korunmuş olan fresklerdeki sahneler betonlarla birbirinden ayrılmıştır. Zeminde koyu gri, tasvirlerde ise mor, hardal ve kırmızı renkler kullanılmıştır.

 

Kilisede, Meryem ve çocuk İsa, başkalaşım, İsa’nın cehenneme inişi, Kudüs’e giriş, 9 adet aziz tasviri vb. bulunmaktadır.

 

Tağar Kilisesi (St. Theodora Kilisesi-Ürgüp): Ürgüp ilçesinin Yeşilöz köyünde Ürgüp-Kayseri yolunun 16.5 km uzağında bulunmaktadır. Üst katta bulunan galeriye bir merdivenle çıkılmaktadır. Bu nedenle Kapadokya kiliseleri içinde tek örnektir. Genelde freskleri iyi korunmuş olan kiliseyi üç sanatçı kendi stiline göre süslemiştir. Aziz Theodora adına yapılmış olan kilise XI. – XIII. yy.a tarihlenmektedir. Kilisede, peygamberlerin görünümü, havarilerin görünümü, deesis, müjde, İsa çarmıhta ve madalyonlar içinde aziz tasvirleri bulunmaktadır.

 

Aziz Jean Kilisesi (Gülşehir): Gülşehir ilçe merkezi girişindedir. Kilise, 2 katlıdır. Alt katında şarap mahzenleri, su kanalları ve mezarlar bulunmaktadır. Üst katı ise kilise olup duvarları İncil’den alınmış sahnelerle süslenmiştir. 1995 yılında restore edildikten sonra bugünkü haline gelmiştir.

 

Ortodoks Kilisesi (Derinkuyu): 1858-1860 yılları arasında yaptırılmıştır. Derinkuyu yeraltı şehri bitişiğinde bulunan kilisenin çevre düzenleme ve restorasyonu çalışmaları sürdürülmektedir.

 

Milli Parklar ve Korunan Alanlar

 

Nevşehir – Göreme Tarihi Milli Parkı

Yeri: İç Anadolu bölgesinde , Nevşehir ili sınırları içerisinde yer almaktadır.

 

Ulaşım: Milli Park alanında ; batı ve güney yönünde Ankara-Adana karayolu, Aksaray ‘dan Nevşehir’e ulaşan karayolu , doğu ve kuzeydoğudan Kayseri’den Ürgüp’e gelen karayolu ile ulaşılır.

 

Özelliği: Milli Park orta Anadolu ‘nun Hasan Dağı-Erciyes Dağı volkanik bölgesinde kalmaktadır. Saha; platolar ovalar küçük dağ bitkileri , yüksek tepeler, alüvyonla dolmuş dere ve ırmak vadileri, drenaj havzaları ve erozyonlu dik yamaçlı vadilerde birbirinden ayrılan yüksek düzlüklerden oluşmuştur. Erciyes ve Hasan Dağının büyük volkanik konileri , kuzeyden Kızılırmak vadisinin bir kısmı, bazıları bazaltla kaplı aşınmış tüf yatakları araziye hakim özelliktedir.

 

Alan;volkanik tüften oluşmuş ilgi çekici manzara yapısı içerisinde Bizans Kilise mimarisi ve dinsel sanat tarihinden önemli bir devri sergilemektedir. Bölgenin özelliklerinden burada yaşayanlar savaşların etkilerinden,merkezi idarenin otoritesinden uzak kalmayı başarabilmişlerdir.

 

Ana ulaşım yollarına uzaklığı ve engebeli bir alan olması ,gizlenmek isteyen veya dini inzivaya çekilenler için uygun korunma yeri olmuştur. Manastır hayatı 3. yüzyıl sonları ile 4. yüzyıl başlarında başlamış ve hızla yayılmıştır. Manastırlar, kiliseler, şapeller,yemekhaneler ve keşiş hücreleri ,depo ve şarap yapım yerleri bulunan mekanlar oyulmuş,duvar resimleri ile süslenmiştir.

 

Ayrıca saha içerisinde , Ürgüp ,Avcılar, Üçhisar, Çavuşini, Yeni Zelve yerleşimleri, Göreme yöresinin geçmişteki kültürüne uygun tarım ve köy hayatını yansıtan tarihi ve doğal bütünlüğü sağlayan sahaları teşkil eder.

 

Yukarıda anlatılan; Göreme’nin eşsiz jeomorfolojik oluşumu , estetik manzara yapısının görsel değeri ile tarihi ve etnolojik yapısı Milli Parkın kaynak zenginliğinin ana başlıkları sayılabilir.

 

Görülebilecek Yerler: Volkanik tüften oluşmuş ilgi çekici manzara yapısını oluşturan Peribacaları aynı zamanda Bizans kilise mimarisi ve dinsel sanat tarihini sergilemesi açısından başta görülmesi gerekli yerlerdendir.

 

Ayrıca Ürgüp , Avcılar, Uçhisar, Çavuşini ve Yeni Zelve yerleşimleri, Göreme yöresinin geçmişteki kültürüne uygun tarım ve köy (kırsal) hayatını yansıtan yerleşimler olması nedeniyle ziyaretçilerin ilgisini çekecek niteliktedir.

 

Mevcut Hizmetler ve Konaklama: Milli Parkın ziyaretçileri için en uygun dönemi 15 Mart-15 Kasım ayları arasındadır.

 

Milli Park içerisinde, hem doğal hem kültürel değerlerinin farklı bir yaklaşımla gezilebilmesi amacıyla tracking(yürüyüş)hatları belirlenmiştir.

 

Ziyaretçiler, Milli Park içerisinde ve yakınındaki yerleşimlerindeki çok sayıdaki otel ve pansiyonlarda konaklanabilir.

 

Balonla Seyahat

 

Kapadokya’nın simgelerinden biri olmaya başlayan balonlarla yapılan turlar, bölgenin eşsiz güzelliğini görmenin en etkili yoludur. Gökte ağır ağır süzülerek yaklaşık 15 dakika süren balon tur, Kapadokya uygarlığının ve doğal güzelliğinin yürüyerek ulaşılamayan en uzak noktalarına kadar götürür.

 

YAPMADAN DÖNME

 

Nevşehir kaya kiliselerini, Bizans duvar fresk sanatlarını görmeden,

 

Türk-İslam sanatı örneklerinin sergilendiği Hacıbektaş Müzesini gezmeden,

 

Nevşehir merkezindeki Damat İbrahim Paşa Cami ve Külliyesini görmeden,

 

Acıgöl’deki Hitit kaya kitabesini ziyaret etmeden,

 

Çanak-çömlek, bakır ve oniks taşından yapılmış süslemeler, deri işleri hediyelik eşya almadan,

 

Avanos’ta çanak-çömlek atölyelerinde ayakla çevrilen tezgahların başına geçerek, seramik kap yapmadan,

 

Yöreye özgü şaraplardan tatmadan,

 

….Dönmeyin.

nry

Göreme Açik Hava MüzesiGöreme Açik Hava MüzesiGGIhlara VadisiIhlara Vadisi

Kategorier: Oteller

“Dünyanın en pahalı yatağı nedir biliyor musunuz?”

“İş dünyasında başarının zirvesine ulaştım.
Başkalarının gözünde, benim hayatım başarının somut bir örneğidir.
Ancak, işi bir tarafa bırakırsak, çok az keyif aldım. Sonunda, zenginlik alışık olduğum hayatın sadece bir unsuru.
Şu anda, hasta yatağımda yatıyorken bütün hayatımı hatırlıyorum. Anlıyorum ki tüm gurur duyduğum tanınma ve zenginlik, solgun ve yaklaşan ölümün yüzünde anlamsızlaşıyor.
Karanlıkta, yaşam ünitesinden gelen yeşil ışıklara bakıyor ve mekanik uğultularını duyuyorum. Ölümün yaklaşan çizgilerinde tanrının nefesini hissediyorum.
Şimdi biliyorum, bir ömür boyu biriktirdiğimiz zenginlik bitecek. Bunun için sadece zenginliğin peşinden gitmemeliyiz.
Bundan daha da önemli şeyler olmalı.
Belki ilişkiler, belki sanat, belki de gençlik günlerimizin hayalleri…
Hiç durmadan zeginliğin peşinden gitmek, yolun sonunda, kişiyi benim gibi şaşırmış birisine çevirir.
Tanrı bize, herkesin kalbindeki sevgiyi hissetmek için duygular vermiştir. Zenginlikle gelen yanılsamalar değil.
İşte bakın; hayatım boyunca kazandığım onca serveti birlikte götüremiyorum.
Peki ya ne götürebiliyorum; sadece aşkla yüreğime işlenmiş anılar.
Gerçek zenginlik sizi takip edecek, eşlik edecek, güç verecek ve devam etmeniz için ışık verecektir. Ve gerçek zenginlik içi sevgi, Aşk dolu duygulardır.
Sevgi binlerce km seyahat eder, hem de hiç yorulmadan. Hayatın sınırı yoktur, sevgi için. Nereye gitmek istiyorsanız gidin, ulaşmak istediğiniz en üst noktaya ulaşın, sevgi de sizinle birlikte gelecektir. Bu tamamen sizin kalbinizde ve sizin ellerinizdedir.
Dünyadaki en pahalı yatak nedir biliyor musunuz? “Hasta yatağı”
Birisini arabanızı kullanmak için, para kazandırmak için işe alabilirsiniz, fakat hastalığınızı taşıyacak birisini bulamazsınız.
Kaybedilen şeylerin telafisi olabilir. Fakat kaybettiğimiz zaman bulunamayan bir tek şey var o da; “hayat”.
Ameliyata giderken neyi fark ettim biliyor musun; henüz bitiremediğin bir kitap olduğunu “Sağlıklı Yaşam Kitabı”, “Hayat Kitabı”
Şu anda hayatın hangi evresinde olursak olalım, bir zaman gelecek perdenin yavaş yavaş inişini seyredeceğiz.
O yüzden perde inmeden ailenize, eşinize, arkadaşlarınıza değer verin, sevgi verin.
Kendinize iyi bakın. Başkalarına da…”
Internette dolaşan yazının sonunda bu sözlerin Steve Jobs’un son günlerde hastane iken yaptığı konuşmalardan biri olduğu yazıyor.
Her ne kadar bu sözlerin kendisine ait olup olmadığını net olarak bilmesek de çok da önemli değil! Diyelim dünyanın en zengin adamı değil de emekli alt komşu Engin Amca’nın sözleri bunlar, ne fark edecek… Sözlerin altındaki gerçeklik değişecek mi? Yani perde yine de bir gün kapanmayacak mı? Cümlelerimizde keşkeler mi çok olacak yoksa iyikiler mi… Hangi duygulara teşekkür edip ayrılacağız, hangi duyguları pişmanlıkla keşfediyor olacağız?
İnsanoğlu o perde hiç kapanmayacakmış gibi yaşıyor, başka hesaplar başka muhasebeler yapıyor… Yapıyor da, o kapanış muhasebesi bambaşkadır; ne kaç katlı ev aldığına, ne kaç araban olduğuna, ne etrafı kıra döke, hak yiye yiye alınan ünvanlara bakar. O hesap defteri o kadar özel bir defter ki oraya sadece sevgiler, yüreklere kazınan dostluklar, uzatılan eller, gönülden paylaşılanlar yazar. Yani aslında o defter bizim hayat muhasebemizdir, hayatımızın en büyük eseridir…
Haydi gelin birlikte düşünelim bu akşam, Neslihan Behmuaras‘ın hazırladığı “Hayallere Yolculuk” eşliğinde, biz bu defterimize neler yazdırabildik şimdiye kadar?
“Hayallere Yolculuk” her Cuma olduğu gibi saat 18-20 arasında 107.4 Radyo Voyage ve radyovoyage.com’da…
Radyo Voyage’da hafta sonunda diğer müzik durakları:
Cumartesi saat 19-20 arasında Fırat Yıldız ile “Voyage Sunset”
Pazar saat 18-19 arasında Can Doğan rehberliğinde “Bi’ Dünya Müzik”
Pazar saat 22-24 arasında DJ Mert Levent ile “BonVoyage”…
Kategorier: Para Kazanma

OneCoin (Bir Kuruş/Koyuş Şirketi)

Kısa bir süre önce potansiyel bir müşteri adayım ile sanal para birimlerinin muhtemel sonuçları hakkında beklenmedik derecede uzun bir konuşma yaptım. Bu arkadaş özellikle OneCoin’e ciddi miktarda yatırım yapmıştı. Ben bu durumu, kendisi beni arayıncaya kadar bilmiyordum. Yeni bir şeyler öğrenmek beni her zaman heyecanlandırır, bu yüzden biraz daha ayrıntı verebilip veremeyeceğini sordum. Bu arkadaş bana OneCoin hakkında daha fazla bilgi verdikçe, denetimci tarafımın uyarı çanları çalmaya başladı.
BitCoin’den beri sanal para sistemlerine meraklıyım. Araştırma yaparken çeşitli sebeplerden ötürü pek çok sanal para biriminin piyasaya çıkışını ve piyasadan ayrılışına şahit oldum. Bu gelgitler çoğunlukla hırsızlığa ve dolandırıcılığa dayanmaktaydı.
İş hayatımda elde ettiğim deneyimlerime göre kimse kandırılmaktan hoşlanmaz, özelliklede güvenmedikleri ve tanımadıkları birileri tarafından. Bu yüzden OneCoin konusundaki düşüncelerimi aktarmak ve muhtemel yatırımcılara birkaç nokta belirtmek istiyorum.
OneCoin Nedir?
OneCoin, İngiltere’nin deniz aşırı bölgesinde bulunan Cebelitarık’da kurulmuş olan bir şirket olan OneCoin Limited tarafından yaratılan bir dijital para birimidir.
OneCoin, açık kaynak tabanlı, herkesin katılım sağlayabileceği bir platform olan Bitcoin’in aksine, güncel olarak tek bir kuruluşa aittir ve tek bir kuruluş tarafından kontrol edilmektedir.
OneCoin’e yatırım yapmak isteyen kullanıcılar, ilk olarak altın ve benzeri birimleri çevrimiçi bir şekilde alıp satarak nasıl para kazanacağını öğrettiği iddia edilen bir “paket” satın almak zorundadır.
OneCoin güncel olarak bilinen hiçbir dijital para birimi (alım-satım) platformunda işlem görmemektedir. Ortaya çıktığı tek yer (OneCoin’in ve iş ortaklarının kendi internet siteleri hariç) Xcoinx’dir. Bu site henüz tamamlanmamış her yerinde Coming Soon yazan amatör bir internet sitesidir. Xcoinx web sitesi başka bir ticaret platformunun internet sitesinden direkt alınmış çalıntı içerikler içermektedir. Merak edenler inceleyebilir: http://www.xcoinx.com/
PONZİ DOLANDIRICILIĞI NEYE BENZER?
• Yatırım yapılan fırsat, kazanma garantisi veriyorsa.
• Fırsat “hayatta bir kez karşınıza çıkacak bir fırsat” olarak açıklanıyorsa ya da “iş işten geçmeden” satın almanız konusunda baskı yapılıyorsa.
• Kâr teklifleri gerçek olamayacak kadar iyi görünüyorsa.
• Yatırım fırsatları hakkında herhangi bir bilgi bulamıyorsanız.
• Simsarlık yapan insanların ya da fırsatların vergiden muaf veya gelişmemiş ülkelerde konuşlanmış olmaları. (Bu durum dolandırıcılığa yatak hazırlar ve paraların vergi yetkililerinden denizaşırı yerlere sorunsuz kaçırılması fikrini barındırır.)
• Sizinle iletişime geçen kişiyi tanımıyorsanız.
Şimdi OneCoin’in resmi web sitesine göre OneCoin’in tanımını okuyalım;
“OneCoin, günümüzün dijital teknolojisini değiştiren, hayatta bir kez karşınıza çıkabilecek bir fırsat sunar. OneCoin konsepti, sanal para birimlerinin başarılı öncüsü Bitcoin’den esinlenilerek ortaya çıkmıştır. Her şey 2009’da, yeni bir dijital para birimi, internet ve finans dünyasına tanıştırıldığında başlamıştır. Daha 2013’te başlangıç miktarının 75 katına kadar kazanç getirdiği görülmüştür. Coin başına başlangıç miktarı 0.10 USD’dir ve Coin başına 1.100 USD üzerinde alım-satım gerçekleştirilmektedir. Başarısı ile popüler sanal para birimi Bitcoin, çok daha yenilikçi ve iyi bir konsepte öncülük etmiştir. Sizin de geleceğin bir sonraki galip dijital para birimi OneCoin’in bir parçası olabilmeniz için fırsat açılmıştır. OneCoin, son teknolojileri kullanmasıyla, yatırımcılarına uzun süreli değer sağlamasıyla ve üzerinde iyice düşünülmüş bir konsept olmasıyla, bir sonraki en büyük sanal para birimi olma amacını taşımaktadır. Bu fırsat sadece davet temelli olup size sanal para birimi dünyasında başarılı olmak için tüm gerekli bilgileri sağlayacaktır.”
Bu tanımı okuduktan sonra Ponzi Dolandırıcılığı ile OneCoin’in model ve pazarlama materyalleri arasındaki benzerlikleri fark ettiniz mi?
Ayrıca, OneCoin ile hiçbir ilişkisi olmayan ve hatta OneCoin ile hiçbir şekilde benzer dahi olmayan Bitcoin’e yapılan sayısız göndermeye dikkat ediniz. OneCoin’in kendisini, pazarlama materyalleri ve internet sitesi üzerinden Bitcoin ile ilişkilendirdiğini fark edebilirsiniz.
KARAR;
Ne yazık ki dolandırıcılıklar, kanıtlanması zor şeylerdir. Kötü bir ticaret fikri ile başından itibaren yatırımcıları kazıklamak niyeti arasında ince bir çizgi vardır. OneCoin gibi saçma ve mantıksız bir operasyonda bile aylarca hatta yıllarca durumu anlamayabiliriz.
Ne kadar bir şey ifade eder bilmem ama benim görüşüm OneCoin, uzun süreli bir dolandırıcılık için yeteri kadar saygınlık ve yasallığa sahip klasik Ponzi sisteminin güzel bir örneğidir. İşte işleme yapısının benim düşündüğüm şekli:
• Dolandırıcılığın ilk aşaması OneCoin etrafında bir çekicilik oluşturulmaya çalışılırken esasen hiçbir değeri olmayan eğitim materyallerinin satılmasıdır. Failler aynı zamanda bu dönemi, OneCoin’in halk arasındaki imajını oluşturmak, parayla reklam yaptırmak ve sahte ya da büyük bir oranda abartılmış ticaret ve kazanım teşekkürleri oluşturmak için kullanmaktadır. Bu dönemde kullanıcı piramidi hızlı davranan ve saldırganca alt üyeler edinmeye çalışan kullanıcılar tarafından doldurulur. Eğer gerçek yatırımcılar katılımda bulunursa muhtemelen çok küçük, adı anılmayacak türde bir yatırımda bulunurlar.
• İkinci aşamada toplanan paralar muhtemel olarak ilk üyelere sınırlı miktarda havaleler yapmak için kullanılır. Bu isim yapmalarını sağlar. İlk üyeler para kazananlar olduğundan OneCoin’in en sesli destekçileri hâline gelirler. Bu aşama, hırslandırma tekniklerinin (gelecekteki kazanımları kaçıracaksın) ve yalanların (düzenleyiciler, hackerlar, bankalar güncel olarak havale yapamıyor, sistem bozuk bahaneleri ile) havaleleri kontrol ettiği aşamadır. Bu bahaneler ile dolandırıcılığın büyüyemeden sonlanmasını önlemiş olurlar. Bu aşamada sürekli büyük tanıtımlar yaparlar. Tanıtımlar, dolandırıcılığa maruz kalmamış insanların yeni paralar getirmelerini ve mevcut yatırımcıların (geleceğin Bitcoin’ini kaçırma korkusuyla) sisteme sadık kalmalarını sağlamak için yapılmaktadır.
• Son aşamada kurucular kârlarını alıp kaybolurken OneCoin çöker. Dolandırıcılığı destekleyecek kimse olmadığından OneCoin sarsılır. Dolandırıcılık olmayan gerçek alım satım aktivitelerinin oranı, kullanıcılar bir şeylerin değiştiğini anlayana kadar devam edebilir. Alım satım seviyeleri düşer ve havaleler tamamen durmadan hemen önce fazlasıyla yavaşlar. Teknik destek ve müşteri hizmetlerinden yanıt alınması imkânsız hâle gelir. Eğer kurucular tam olarak kaybolmazlarsa, o zaman şirket dış etkilerin operasyonları düzeltmek için düzgün bir şekilde çalışılmasını engellediğini iddia edebilir. Bunun yanı sıra normal operasyonlar hiçbir zaman eski hâline getirilemez. Son aşamanın anahtar noktası, müşterilerin OneCoin’in hiçbir yerde kullanılmadığını, nakde çevrilmediğini ve aslında çok kötü bir yatırım olduğunu anlamadan hemen önce gerçekleşiyor olmasıdır.
Benim inanışım OneCoin’in güncel olarak ikinci aşamanın sonları ve üçüncü aşamanın başlarında olduğu yönünde. Yani yazdığım şeyleri ciddiye almayan kötü niyetli tembel bir dolandırıcı bile olsanız bu ponzi için geç kaldınız. Bu zihniyette olan arkadaşlara tavsiyem; Dünyanın hiçbir yerinde, hiçkimse sizden para alarak size yattığınız yerden para kazandırmaz. Eğer böyle bir şey karşınıza çıkarsa, bilinki muhteşem şekilde dizayn edilmiş bir fare kapanına kapılmak üzeresiniz. Çünkü bedava peynir sadece fare kapanındadır.
Saygı ve Sevgilerimle;
Enes
Kategorier: Para Kazanma

Diyetisyen İlkay KIVRAK ÇETİN, SÜTÜN SAĞLIKLI BESLENMEDEKİ YERİ

21 Mayıs Dünya Süt Günü nedeniyle Özel Salihli Hastanesi Diyetisyeni İlkay Kıvrak Çetin ile “Sütün sağlıklı beslenmedeki yeri” konulu bir röportaj gerçekleştirdik Özel Salihli Hastanesi Diyetisyen İlkay Kıvrak Çetin’e sütün sağlıklı beslenmedeki yeri nedir diye sorduk. Diyetisyen Çetin, sağlıklı besleme, çocuklardaki süt tüketimi, bayanlardaki süt tüketimi, sütün sağlıklı beslenmedeki yeri ve faydaları hakkında bilgi verdi.
BESLENME NEDİR ?
Beslenme; bir insanın büyümesi, gelişmesi, sağlıklı ve üretken olarak uzun süre yaşaması için karbonhidrat, protein, yağ, vitamin ve minerallerin gereken miktarlarda alınmasıdır.
SÜTÜN SAĞLIKLI BESLENMEDEKİ YERİ VE FAYDALARI NELERDİR?
Süt ve süt ürünleri ana besin gruplarımızdandır. İçerdiği besin öğeleri açısından insan vücudunda kolayca sindirilebilir. Organizmanın büyüme ve gelişimi için gerekli olan besin öğelerinin tamamına yakınını içerir. Süt, çocuklukta ve gençlikte özellikle kemiklerin güçlü olması için gerekli bir besindir. Yapısında bulunan yağ asitleriyle çocuğun beyin gelişimine faydalıdır. İleri yaşlarda osteoporozdan korunmada kalsiyum minerallerinin önemi çok iyi bilinmektedir. Vücutta bilinen büyüme ve gelişmeye katkı sağlar. Doku farklılaşmasında etkindir. Kalsiyum emilimi ve bağışıklık sistemi üzerine olumlu etkileri vardır. Hipertansiyon üzerinde etkilidir. Kanser riskini azaltır. Vücut ağırlığının kontrolünde etkindir. Diş çürüklerine karşı koruyucudur. Özellikle protein ve kalsiyum açısından zengindir. Ayrıca B2 vitamini, B12 vitamini, A vitamini, tiamin, niasin, fosfor ve magnezyum olmak üzere birçok besin öğesi için önemli kaynaktır.
BAYANLARDA SÜT TÜKETİMİ NEDEN ÖNEMLİDİR?
Osteoporoz kemiklerin güçlü ve sağlam kalması için gereken kalsiyumun büyük bir kısmının kaybolması anlamına gelir. Kemikler, çocukluktan başlayarak 25-35 yaş arasına kadar gelişimini sürdürürler. 35 yaştan sonra kemikler onları yoğun ve güçlü yapan kalsiyumu yitirmeye başlarlar. Özellikle kadınlar menopoz döneminde ve sonrasında daha fazla kemik kaybına uğrarlar. Menopoz süresince dişilik hormonu olan östrojen miktarında düşme olur ve bu osteoporozun asıl nedenidir. 35 yaşın altındaysanız güçlü kemikler oluşturmanız, 35 yaşın üstündeyseniz kemik kaybınızı minimumda tutmanız önemlidir. Bunun için düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme ve yeterli kalsiyum alımı çok önemlidir.
SAĞLIKLI SÜT NASIL OLUR ?
Bütün bu faydalarının yanı sıra süt, hijyenik ortamda elde edilip tüketilmediğinde bir hastalık etkenidir. Açıkta olan sütlerin kaynama süresi ve ısının yüksek oluşu, sürekli hava ile temasın olması sütü besin değerinde kayba neden olur. Özellikle protein, karbonhidrat, yağ gibi sütün temel bileşenlerinde önemli değişiklikler gözlenir. Ayrıca bu tür işlemlerle sütte bulunan birçok vitamin ve mineralde ortalama %60-100 oranında kayıp oluşur. Sütün pastörize edilmesi ile veya uzun ömürlü durumuna (UHT) getirilmesiyle bu tür kayıpların daha az olduğu bilinmektedir.
NE KADAR SÜT İÇMELİYİZ?
Sağlıklı bireylerin yeterli ve dengeli beslenmesi için tüketilmesi önerilen süt miktarı yaş, cinsiyet ve büyüme-gelişme, emzirme, gebelik, yaşlılık gibi fizyolojik durumlara göre değişmektedir. 1-4 yaş arası çocuklar, gençler ve gebelerin her gün en az 2 bardak süt ve 1 porsiyon süt ürünü (yoğurt, peynir, ayran); yetişkin ve yaşlıların da her gün 2 bardak süt içmesi gereklidir.
Kategorier: Sağlık

HİJYENİK ZEHİRLER

HİJYENİK ZEHİRLER

 

Ev kedilerinin sağlıklı yaşamalarının önündeki en büyük engel bilinçsizce kullanılan

dezenfektan ve ev temizlik ürünleridir. Özellikle titiz ev hanımlarının hastalık derecesinde

boyutlara ulaşabilen temizlik ve hijyen merakı, başta kediler tüm ev halkının sağlığını

olumsuz etkilediği görüşü ne İsveçli bilim adamları 🙂 nede başka milletlerden bilim

adamlarınca nedense pek araştırılmıyor ve tartışılmıyor. Bizim bilim adamlarının, pardon

bilim insanlarımızın (kadın bilim insanlarına haksızlık etmeyelim:) ise böyle bir dertleri hiç

olmadığı gibi onların çok daha önemli idari işleri olduğunu var sayıyorum 🙁 Böyle hayati

bir konuda sayıları bir kaçı geçmeyen bilim insanının yaptığı çalışmalar ise açıklanmıyor,

açıklanamıyor. Açıklansa da yeteri kadar duyurulmuyor ve kamuoyu oluşturulmuyor. Bunun

olası nedenlerini yazımın sonunda açıklamaya çalışacağım.

 

Bu yazı konumu ve benim mesleğim gereği kedilerle ilgili de olsa siz Kedicileri ve

aynı evi paylaştığınız sevdiklerinizi de yakından ilgilendiriyor. Sırf temizlik ve hijyen

merakımız yüzünden, hem kedimize hem de kendimize verdiğimiz zararın boyutu maalesef

tahminlerimizin çok çok ötesinde. Umarım bu yazıyı okuduktan sonra evde kullandığımız

temizlik ve hijyen ürünlerine bakışınız biraz olsun değişir. En masum ve iyi niyetli

duygularımızla evde kullandığımız deterjanlar, temizleyiciler, dezenfektanlar, ki benim

bundan sonra kısaca hijyenik zehir olarak adlandıracağım tüm bu ürünlerin en çok etkilediği

grup ne yazık ki bebekler ve kediler. Şöyle bir, kendiniz veya çevrenizdeki “çok titiz”

insanların çocuklarını ve kedilerini düşünün. O kadar ilgi ve bakıma rağmen neden hastalıktan

kurtulamıyorlar? Son yıllarda bebek denecek yaşta çocuklarda sıklıkla rastlanılan kanser

vakalarının nedeni, acaba ne olabilir? Ki bebekler bu kimyasalları çoğunlukla solunum

yoluyla, kısmen sindirim yoluyla alıyorlarken, kedilerimiz içinse durum çok daha vahim,

solunum, sindirim ve direk temasla hijyenik zehirlerin her türlüsü ile kontamine oluyorlar.

 

“TEMİZLİK MADDELERİ KADAR KEDİLERİN SAĞLIĞINA ZARAR VEREN BAŞKA BİR MADDE YOKTUR’’

 

Hijyenik zehirlerin kedilere bulaşma yolları:

 

a) Solunum yolu: Hijyenik zehirlerin kedimizin vücuduna en sık ve etkili girişi solunum

sistemi ile olur. Derin temizlik adına içlerinde binlerce farklı kimyasal formül

barındıran bu ürünler uygulandıktan bir süre sonra buharlaşmaya başlarlar. İşte bu

kimyasalların buharlaşmış halini solumaktan başka çaresi olmayan kedimiz için

ilk tehlike çanları çalmaya başlar. Burnunun yerden yüksekliği 20 cm.‘i geçmeyen

kedimizin tehlikeye ne kadar yakın olduğunu artık sizin isafınıza bırakıyorum.

Evi uzun süre havalandırmanın bu etkiyi azaltacağı düşünülse de hiçbir zaman

yok etmeyecektir. Ayrıca bu soğuk kış günlerinde kimsenin evini uzun süre

havalandırdığını düşünmüyorum. Ek olarak kötü kokuları temizlediği iddia edilen oda

spreyleri de solunum yoluyla kedimizi zehirler.

(Kedilerle ilgili olmasa da anlatmadan geçemeyeceğim bir kimyasal var: Klor.

Bilindiği gibi başta şehir şebeke sularının dezenfeksiyonunda kullanılan klor hem sıvı

hem de buhar hali biz insanlar için çok zararlı. Çok sıcak su ile duş aldığımızda sudaki

klor buharlaşır ve biz bunu soluduğumuzda başta solunum sistemi tüm bedenimiz

kötü yönde etkiler. Klorlu suya alternatif olmadığı için ılık suyla yıkanmanızı

kesinlikle tavsiye ederim. Ayrıca yüzme havuzlarında kontrolsüzce kullanılan klorun,

mayolarımız üzerindeki eritici ve soldurucu etkisini düşünecek olursak, derimize neler

yaptığını tahmin etmenizin güç olmayacağını düşünmekteyim).

 

b) Sindirim yolu: Bulaşmanın en tahmin edilmeyen ama en zararlı yolu. Evet kedimiz,

bu zehirleri köpekler gibi merak edip yalamaz. Hatta ortamda olduğunu hissedince

kaçıp başka odalara saklanırlar. Çünkü kedimiz bizden önce onun zararlı olduğunu

hissetmiştir. O zaman ağız yoluyla bulaşma nasıl oluyor? Evimizi temizlediğimiz

bu zehirli ürünlerin kedimizin sindirim sistemine nasıl geçtiğini cevabını tahmin

edemediyseniz size yardımcı olayım: kendini yalayarak. Süreç kısaca şu şekilde

oluşuyor. Siz evin zeminini güzelce çamaşır suyuyla yada başka bir hijyenik zehirle

temizlediniz, bir süre sonra kedimiz o zeminde istemeyerekte olsa yürümek zorunda

kalacak, ki başka çaresi yok. Sonraki adım kedimizin her zaman yaptığı gibi kendini

temizleme seansının başlamasıyla oluyor ve bulaşma işte bu evrede, patilerine yapışan

zehri yalamasıyla gerçekleşecektir. Bizim için geçerli olmayan bu bulaşma şekli

kedimizin başta karaciğeri tüm organlarını tahrip ediyor.

 

c) Temas yolu: Yukarıda anlattığım şekilde hijyenik zehirlere bulaşma, yürürken

patilere olduğu gibi yatış pozisyonuna göre, vücudun yere temas eden tüm yüzeylerine

bulaşmış oluyor. Ayrıca kendini temizlerken patinin yüz ve kulak bölgesine de

sürüldüğü düşünülürse vücudun nerdeyse tamamı bundan etkileniyor.

Yeri gelmişken biliyorum ki birçoğunuzun evi yardımcı kadınlar tarafından belli periyotlarla

temizleniyor. Onların hijyenik zehirleri kullanmaktaki hoyratlıkları tartışılmaz. Evde yapılan

iyi temizliğin kanıtı nedense bu ürünlerin fütursuzca kullanılmasına endekslenmiştir. Hiç

düşündünüz mü kedinizin temizlik günlerini ve temizlikçileri neden sevmediğini? Cevap

çok basit: pasif değil aktif olarak zehirleniyorlar da ondan. Ancak gidecekleri bir yer yok,

malum eve mahkum yaşıyorlar. Bunları neden anlatıyorum burada yazdıklarımı ev işlerinde

size yardımcı olan elemanlara da aktarın diye. Siz ne kadar bilinçlenirseniz bilinçlenin

uygulamada başarılı olmak için bu şart. En iyisi hijyenik zehirleri eve hiç sokmamak. Ama

o zaman evi nasıl temizleyeceğiz diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Bununla ilgili formülleri

verememekle beraber, evinizde doğal temizlik için kullanabileceğiniz ürünleri sabun tozu,

arap sabunu, karbonat ve sirke olarak sayabilirim. Ama siz de öncelikle titizlik konusunda

olmazsa olmazlarınızı değiştireceksiniz. Temizlik ve titizlik kavramları aynıymış gibi görünse

de titizliğin ileri boyutları psikiyatrik tedaviyi gerektirecek ölçüde olabildiğini hatırlatırım.

 

Hijyenik zehirlerin zararlı etkileri:

 

Evlerde aşırı hijyenik ortamın oluşturduğu en masum etki, bağışıklık sisteminin zayıf

düşürülmesidir. Malum bağışıklık sisteminin güçlü olması için mikrop ve bakterilere ihtiyaç

vardır. Mikrop olmazsa sistem çalışmaz, çalışmaz ise de kullanılmadığı için gittikçe zayıflar.

Bağışıklık sistemin zayıflaması ise bir çok hastalığa davetiye çıkarır. Evlerinde kedi köpek

besleyen insanların ve kedi köpekli ortamlarda büyüyen çocukların daha sağlıklı ve dayanıklı

olmalarının temel nedeni ev hayvanlarımızın bir ölçüde aşırı hijyenin önüne geçmeleridir.

Bu kimyasalların kedimizde etkilediği en önemli ise organ karaciğerdir. Toksinler zamanla

birikerek karaciğer yetmezliklerine hatta ölüme neden olur. Çoğumuzun ortak şikayeti aşırı

tüy dökülmesinin de kökeninde bunlar vardır. 20 yılı aşan klinisyen meslek hayatım boyunca

karşılaştığım bir çok karaciğer, böbrek yetmezliği, sinir ve solunum sistemi problemleri,

göz akıntıları, alerji, çeşitli deri problemlerine yine bu kimyasalların neden olduğuna tanık

oldum. Çok ileri safhada değilse yukarıdaki hastalıkların evde hijyenik zehirlerin kullanımının

kaldırılmasını takiben uzun süre tedavi gerektirmeksizin iyileştiklerini gözlemledim.

Ayrıca bir çok kanser çeşidinin oluşumunda etkileri olduğunu düşünüyorum.

 

Son olarak madem bu kadar zehirle iç içe yaşıyoruz neden bununla ilgili şimdiye kadar hiç

uyarılamadık diye düşünüyor olmalısınız. Sigaradan ve alkolden daha zararlı bu kimyasalların

etkileri neden hükümetlerce gündeme getirilmedi? Obezitenin zararları yazılı ve görsel medya

tarafından hep dile getirilirken niye bu konu bir kez olsun tartışılmadı? Sorular böyle uzayıp

giderken cevap yine çok basit… İnsan hayatını hiçe sayan sadece ve sadece parayı düşünen

kapitalizmin esiri tekeller. Hepimiz çok istemesek de tv’de reklamları seyrederiz. Her iki

reklamdan birinin hijyenik zehir üreten firmaların reklamı olduğunu düşünecek olursak,

sorunun cevabı kendiliğinden ortaya çıkar. Reklam sektörünün medyayı yönlendirdiği

bilinmeyen bir şey değil. Medyanın da kendisine en çok kazanç sağladığı sektörü

kötülemesini beklemenin ne kadar gerçekçi olduğunun yorumunu size bırakıyorum. Ayrıca

bu zehirleri üreten gözünü kâr hırsı bürümüş çok uluslu tekellerin ne kadar güçlü olduklarını,

karları için insan, hayvan ve çevreyi hiçe saydıklarını ve bu uğurda bilimi ve bilim insanlarını

bile nasıl kullandıklarını ve bu işi, dozunu daha da arttırarak devam ettirdiklerini uzun uzun

anlatmak isterdim ama bana ayrılan sayfanın sonuna geldim. Gerisini Kedici olan anlar…

 

Kedici sevgi ve saygılarımla…

 

Dr. Tarkan Özçetin

 

Kaynak: Kedici Dergisi, Yavru Kedici, sayı 22

Kategorier: Hayvan Sağlığı

Yeni Doğan Bebek Kedi Bakımı ve Beslenmesi

Maalesef insanlarda olduğu gibi kedilerde de yeni doğanlar çeşitli nedenlerle öksüz kalabiliyorlar. Bu tatsız durumda çoğunlukla Çocuk Esirgeme Kurumu misyonu, biz kedicilere düşüyor. Bu sayıda sizlere bebek kedi ki, bundan sonra “Minnak” olarak adlandıracağım kedilerin, bakımları ve beslenmeleri ile ilgili hayati bilgiler vermeye çalışacağım.

 

Öncelikle bu minnaklar neden öksüz kalıyor? Bu sorunun cevabını bulmaya çalışalım. En sık rastlanılan birinci neden anne hayatını kaybediyor. İkinci neden, isteksiz anne kedi, ki çoğunlukla daha bir yaşını doldurmamış oluyor ve kendi gelişimini tamamlamadığı için bebeklerine bakmıyor, bakamıyor. Bazı anne kediler çok ilginç bir şekilde yeni doğurduğu yavrularını güvendikleri bir Kedicinin evine, balkonuna, kapısının önüne (bir nevi cami avlusu) bırakabiliyorlar. Sonuçta her nasıl ve ne nedenle olursa olsun her sene onbinlerce minnak öksüz kalıyor. Unutmadan bunlara ek bir neden daha var ki bu çok daha vahim. Biliyorsunuz bizde kedi olsun köpek olsun bir canlı sahiplenmek isteyenlerde ne kadar küçük olursa bana o kadar iyi alışır, sever diye (annesi gibi görür mantığı) çok ama çok yanlış bir inanış var. Bu şekilde daha gözlerini açmadan annesinden koparılan minnaklarda, bence öksüz gurubuna giriyor. Nihayet potansiyel kedicilerin bu alışkanlıklarını bilen bilinçsiz ve kötü niyetli pet shoplar da bu zincirin son halkasını oluşturuyorlar. Yeri gelmişken açıklamakta fayda var 2 aydan önce annelerinden koparılmış yavrular sonrasında bir ömür süren bedensel ve ruhsal problemler yaşıyorlar. Siz siz olun sakın bana daha iyi alışır diye bir yavruyu, annesinden 2 aylık olmadan ayrılmasına vesile olmayın.

 

Yeni doğan minnakların bakım beslemesine üstlenmeden önce yapmamız gereken en önemli sey, minnakların kaç haftalık olduğunu bilmektir. Çünkü bakım beslemeyi doğru formül ve uygun sıklıkta yapabilmek için minnağın kaç haftalık olduğunu gerçeğe yakın tahmin etmeliyiz.

“0 haftalık” yeni doğmuş bir minnağın vücudu 12-17 cm (kuyruk dahil) uzunluğunda ağırlığı ise 80-140 gr olmaktadır. Doktora çalışmam sonucunda Ankara minnaklarında bu değerler ortalama14cm/114gr olarak belirlenmiştir. Gözler kapalı, kulaklar kıvrıktır. Görme ve duyma yetenekleri olmadığı gibi harekette edemezler. Ağızlarında hiç diş yoktur.

“1 haftalık” minnağın gözleri tam olmasa da hafif açılmıştır. Gözler bu yaştan 3 aylık olana kadar tüm minnaklarda istisnasız gri-mavi renkli olur.

“2 haftalık” minnak hafiften hareket etmeye daha doğrusu emeklemeye başlar.

“3 haftalık” minnağın dişleri ki sonradan kalıcılarla yer değiştirecek olan süt dişleri hafiften belirme başlamıştır. Hareket daha artmış emeklemeden yürümeye geçmiştir.

Bu hafta önemli çünkü 3.hafta minnağın ilk katı yiyecekleri alabileceği haftadır.

“4 haftalık” minnak artık koşup yaramazlık yapmaya başlamıştır. Tuvalet eğitimi (kuma alıştırma) bu hafta bitmeden verilmelidir.

  

Evet yardıma muhtaç on binlerce öksüz minnaktan şanslı olan birisi ile karşılaştınız. Artık o can bundan sonra size emanet. Uzun ve zorlu bir maraton sizi bekliyor.

Öncelikle yapmanız gereken yukarıdaki bilgiler ışığında minnağın kaç haftalık olduğunu tahmin etmek. Bundan sonra eksiksiz yapmanız gerekenleri 3 başlık altında anlatacağım. Sıcak tutma, besleme, kaka ve çiş yaptırma. Bu üçünden birini yanlış veya yetersiz yapmanız minnağın hayatına malolacaktır.

 

1- Sıcak Tutma : Kediler biliyorsunuz sıcağı sever. Minnaklar ise sıcağa muhtaçtır. Bulunduğu ortam (ortam derken tüm odayı değil minnağı içine koyacağınız kutucuk)  30 C nin altına düşmemelidir. Bunu sağlamak için sıcak su termosu, elektrikli battaniye, ısıtıcı lamba olduğu gibi bir şisenin içine sıcak su koyup, etrafını yakmasın diye sardıktan sonra yanına koymanız da yeterli olabilir. Ama tercih sizin sevgi, şevkat dolu sıcacık koynunuzdur…

2- Beslenme : Evet önce kedimizi ısıttık şimdi işin en zor tarafı geldi. Öncelikle dışarıdan edinmeniz gereken şeyler var. Biberon ve mama. Minnaklar için üretilmiş ve bir çok veteriner kliniği ve pet shoplarda bulabileceğiniz biberonlar olduğu gibi eczaneden temin edebileceğiniz damlalık veya enjektör (2 cc lik) işinizi pek ala görebilir. Eczane demişken bir minnağın hayatını kurtarmak için ihtiyacınız olan şeyleri temin etmeniz için bulunduğunuz yerde kedi köpek veteriner kliniği olmasına gerek yok. Bir eczane olsun yeter. Konumuza dönecek olursak imkan varsa tercihiniz tabiî ki özel minnak biberonu olmalıdır. Bu sayede hazırladığınız sütün minnağın ciğerlerine kaçmasına ve hava yutması gibi istenmeyen durumların önüne daha rahat geçilebilir.

Mama olarak birinci tercihimiz yine minnaklar için hazırlanmış hazır süt tozlarıdır. Ayrıca piyasaya yeni çıkan tetra pak kutu minnak sütleri de bu amaçla kullanılabilir. Bu ürünleri teminde güçlük çekiyorsanız her eczanede bulabileceğiniz  bebekler için hazırlanmış süt tozu şeklindeki bebek mamalarıdır. Bu iki öneri dışında hiçbir şeyi kesinlikle kullanmayınız. İnek sütüne su katma, pirinç suyu koyma, yok yumurta kırma ve bunun gibi bir çok yöntem artık çağdışı ve minnakların yaşam güçlerini olumsuz yönde etkiliyor. Şimdi internetten baktım bu mamaların eczane fiyatları bir paket sigaradan biraz fazla. Bunları niye yazıyorum minnak maması yapacağım, ucuza mal edeceğim diye uğraşmanıza gerek yok gidin eczaneye ve bir bebek maması alın. İnternette o kadar çok acayip formül ve tarif var ki hepsi birbirinden yaratıcı ama hiçbir işe yaramıyor, riskli hatta ölümcül. Evet mamamızı ve biberonumuzu aldık şimdi mama hazırlama zamanı. Minnak için olanı üzerindeki tarife göre, bebek için olanı ise üzerinde yazan sulandırma oranının yarısı kadar kaynamış suyla karıştırıyoruz. Niye yarısı? Çünkü kedi sütü içerik olarak insan sütüne göre daha yoğun ve zengindir. Amacımız daha az su katarak minnağın ihtiyacını karşılayabilecek besin değeri yüksek yoğun bir süt elde etmek. Hazırladığımız mamanın sıcaklığı bir diğer önemli ve hayati konu. Ne çok sıcak ne de soğuk olmalıdır. İdeal vücut sıcaklığında. Mamanın sıcaklık testi çok basit, tüm anneler bilir: bileğin iç kısmına bir damla yöntemi. Eğer minnakta emme refleksi varsa sorun yok biberondan hemen emmeye başlayacaktır. Emme güçlüğü olanlarda ise damlalık veya enjektörle mamayı azar azar, damla damla yutkunmasını bekleyerek vermek daha doğru olacaktır. Dikkat edilmesi gereken konulardan birisi de beslenme pozisyonudur. Sırt üstü veya yatarak besleme sakıncalı olabilir. En uygun pozisyon için doğayı taklit yani annesini emen bir minnak resmine bakarak örnek alabilirsiniz.

Beslenmede en önemli ve son kısma geldik, mamayı ne sıklıkta ve miktarda vereceksiniz? Minnak 1 haftalık olana kadar 2 saatte bir en az 5 ml. Evet bu uykusuz geceler demek ama korkmayın sadece 1 hafta sürecek. Minnak 1 ile 2 haftalık yaşa gelince gündüz 2 saate bir gece 4 saatte bir en az 8 ml.mama veriyoruz. 2 ile 3 haftalık olunca gündüz yine 2 saate 1 ama gece artık siz yatmadan önce bir kez ve 8 saat sonra maraton tekrar başlıyor. Miktar 10 ml. 3 haftalıktan sonra biliyorsunuz dişler belirmeye başlıyor ve artık katı gıdalara geçebilirsiniz. Geçiş sürecinde sütü birden kesmeden katı mamayla karıştırarak vermelisiniz. Katı mama olarak konserve minnak mamaları kullanılmalı, teminde güçlük varsa yağsız pişmiş kıyma veya light ton balığı verilebilir. Bu mamayı küçük bir mama kabında, günde 4 kez ve kısıtlama olmaksızın yiyebildiği kadar verebilirsiniz.

 

3- Kaka ve çiş yaptırma: Normalde annelerinin yalayarak yaptıkları bu işlevi biz de onları taklit ederek yapacağız. Beslenmeden hemen sonra karnına ve sırtına parmaklarınızla küçük küçük masaj yapınız. Bu hareket gaz çıkarmasına ve sindirimine yardımcı olacaktır. Daha sonra sıcak suyla temas ettirilmiş yumuşak bir bez, pamuk parçası veya en iyisi kulak pamuğunu poposuna hafifçe masaj yaparak sürünüz. Aynı işlemi cinsel organına da yapınız. Pamuk sararınca çişini yapmış demektir. Kakayı zaten görürsünüz 🙂

 

Eğer sizin minnak mamasını yemez, kusar veya kakasını yapamaz ise mutlaka veteriner hekiminize danışmalı ve ondan yardım almalısınız. Ayrıca alacağınız tüm ürünlerin son kullanma tarihlerine bakmalısınız. Tarihi geçmiş veya son kullanma tarihi olmayan mamaları kesinlikle almayınız.

 

Son olarak Süt Annelik Kurumunun kediler aleminde de var olduğunu belirtmeliyim. Evet yanlış duymadınız kedileri tanımayan nankör ve bencil olduğunu düşünenlerin çok şaşıracağı bir şey ama yeni doğum yapmış anne bir kedi kendisiyle hiçbir kan bağı olmayan bir minnağı benimseyip onu emzirebilir. Bazen yeni doğum yapmasına da gerek olmayabiliyor. Annelik iç güdüsü çok yüksek olan bu kedilerin minnağı görmesi yeterli önce yalamaya başlıyor ve bir süre sonrada emziriyor.

 

Minnakcı Sevgi ve Saygılarımla

 

Dr.S.Tarkan Özçetin

Kategorier: Hayvan Sağlığı

Beyaz Mucize

Ev kedilerinde oluşan sağlık problemlerinin başında üriner sistem hastalıkları gelir. Böbrekler, idrar yolları, idrar kesesi ve idrar kanalından oluşan bu sistemin hastalıkları kedilerin ve kedicilerin korkulu rüyasıdır. Kuru mama ile beslenen ve az su tüketen erkek kediler bu hastalıklara çok daha yatkındır. 20 yıllık klinisyen hayatımdaki tecrübeler ışığında, her iki ev kedisinden birisinin hayatları boyunca en az bir kez üriner sistem problemi yaşadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Yıllar içinde hastalıkların görülme oranı kuru mama tüketimindeki (özellikle kalitesiz kuru mama) artışa paralel olarak artmıştır. (Kedi mamaları konusunu başka bir sayıda daha detaylı olarak ele alacağız.)

Kedilerin bu sistemin hastalığına yakalandıklarında çektikleri acıyı, en iyi klinisyen meslektaşlarım ve kedisi hasta olmuş kediciler bilirler. Düzenli işemeye engel olan idrar kanalı tıkanıkları yaşayan kedinin ızdırabı, kronik böbrek hastası kedinin her geçen gün eriyip tükenmesi, kelimelerle tarif edilecek gibi değildir. Bu sistemin hastalıkları aynı insanlarda olduğu gibi kedilerde de sinsi seyreder. Kedimizin konuşamadığı ve iç güdüsel olarak da hastalıkları gizleme eğiliminde olduğu düşünüldüğünde, bu sistemin hastalıklarının kronikleşmesi kaçınılmaz olur. Böbrek gibi hayati bir organın kronik hastalığında ise tedavi ya çok zor ya da imkansız olmaktadır. O zaman ne yapmalıyız? Çare için çok uzaklara gitmeye, sihirli formüllere veya ilaçlara hiç gerek yok. Yanı başımızda, buzdolabımızda…

 

Mucizenin adı 6 harf: YOĞURT

Evet, bu sayıda yazımızın ana temasını mucizevi süt ürünü yoğurt oluşturuyor. İyi ve kötü yönleriyle yoğurt. Yoğurdun faydaları tamam da zararları ne olabilir diye soracak olursanız, (ki sorun bence, çünkü öyle bir ülkede yaşıyoruz ki her şeyi sormak, sorgulamak gerekiyor. Kedimiz, kendimiz ve tüm sevdiklerimiz için her şeyi sorgulayın…) cevabı her zamanki gibi yazının sonunda…

 

Yoğurdun yararları:

Başta ishal, sindirim sistemi hastalık ve enfeksiyonları, böbrek hastalıkları ve idrar yolları enfeksiyonları, şeker hastalığı, allerjik hastalıklar, otoimmun hastalıklar, karaciğer hastalıkları, ağız hastalıkları ve kokusu, obezite, stres ve davranış bozuklukları gibi bir çok hastalığın oluşumunu engellediği gibi tedavisinde de etkili olan yoğurt; bağışıklık sisteminin güçlenmesi ve korunmasına, bağırsak duvarını zararlı maddelere karşı korumaya, kanserin önlemesine, toksinlerin vücuttan atılmasına, sindirimi kolaylaştırmaya, deri ve tüylerin sağlıklı olmasına katkıda bulunduğu tespit edilmiştir. Zorunlu antibiyotik kullanımının neden olduğu olumsuz etkilerin azaltılmasında, yoğurt en etkili ve pratik çözümdür.

Ayrıca belirtmeden geçemeyeceğim bir konu daha var: Yoğurt Suyu. En az yoğurdun kendisi kadar faydalı olan yoğurdun suyunu kesinlikle atmayınız. Özellikle idrar yolları problemlerinde etkili olan bu su, direk olarak içilebildiği gibi ayran olarak da tüketilmelidir.

Peki yoğurt tüm bu mucizevi etkileri nasıl oluyor da tek başına yapabiliyor?

Yoğurt bizim kültürümüzden doğdu ama faydalarını ve yaşamı uzatıcı etkisi olduğunu bilim dünyasına ilk sunan Rus bilim adamı Metchnikoff olmuştur. Nobel ödüllü bilim adamı, ilk olarak 1907 yılında, yediğimiz gıdalardan kalın bağırsaklara atık olarak geçen dışkının burada kokuşmaya uğradığını ve bu süreçte toksik maddelerin açığa çıktığını ve bunun da kronik zehirlenmeye yol açarak insan yaşamını kısalttığı tezini ileri sürmüştür. Aynı bildiride sık sık yoğurt yiyerek alınan faydalı pro ve prebiyotiklerle hastalık yapıcı (patojen) mikropların etkisinin önlenebileceğini ve yoğurt yiyen insanların daha uzun ömürlü olduğunu belirtmiştir.

O günden günümüze kadar geçen 107 yıl içinde yoğurt binlerce çalışmaya konu olmuştur. Hemen hepsinin sonuçları da olumludur. Son çalışmalardan birisinde, McMaster Üniversitesi’nden Prof. Stephen Collins ve arkadaşları, yoğurt ve süt ürünleri gibi probiyotikçe zengin gıdaların tüketiminin; stresi, anksiyeteyi ve depresyonu azaltarak beyin sağlığına iyi geldiğini belirtmişlerdir. Yapılan çalışmada, bağırsak mikroflorasının beyni etkileyebildiğini ve aynı zamanda sadece insanda değil hayvanlarda da beynin kimyasının yanı sıra davranışlarını da değiştirebileceğine ilişkin somut kanıtlara ulaşılmıştır. Bu ve benzer çalışmaların sonucuna göre sadece sinirli, yoğun stres altında olan ve depresyona girmiş olanlar değil tüm kedilerimize ve kedicilerimize yoğurt yemelerini şiddetle tavsiye ediyorum.

Ama hangi yoğurt?

Bu yoğurdun marketten alınıp haftalarca beklediği halde ekşimeyen yoğurt olmadığını öncelikle söylemeliyim. Faydalarını saymakla bitiremediğimiz yoğurdu günümüz şartlarında bulmak neredeyse imkansız. Bizim tükettiğimiz yoğurdun ise hemen hiç faydası olmadığı gibi, olası birçok zararları olduğunu da düşünüyorum. Nedir yoğurdu yoğurtluktan çıkaran etmenler? 

1-       Antimikrobiyel maddeler: Neden yoğurdumuz ekşimiyor? Çünkü bozulmasın diye içine katılan antimikrobiyel maddeler buna engel oluyor. Amaç marketlerdeki raf ömrünü uzatmak. Yoğurdun raf ömrü arttıkça onu tüketenlerin ömrü kısalıyor, satanların ise karı artıyor. Yoğurdun olmazsa olmazı içerdiği yararlı canlı mikro organizmalar değil miydi? Bu maddeler tüm bunları yok edince geriye bir hiç kalıyor (hiç değil aslında, antimikrobiyelli yoğurdumsu bir madde).

2-       Kıvam arttırıcılar: Normalde yoğurt yapılırken kullanılan sütün işlenmesi esnasında %40’lık bir kayıp oluyor. Bu kayba tahammül edemeyen ve kardan başka bir şey düşünmeyen üreticiler, çeşitli ve tabii ki zararlı birçok kimyasalla yoğurdun yapısını bozuyorlar. Daha az sütle daha fazla yoğurt. Sonuç taş gibi sert ama yoğurtluktan çıkmış bir yoğurt.

3-       Yoğurt kapları: Yoğurt sadece içeriği ile oynanarak değil, kaplarıyla da tehlike saçıyor. Marketten yoğurt alırken (bu yazıyı okuduktan sonra alır mısınız bilmem) sadece son kullanma tarihine değil, üç oktan oluşan üçgen şeklindeki işaretin içine de bakmalısınız. Bu rakam 5 olmalı, değil ise sağlığınız yine tehdit altında demektir.

Beyaz mucize yoğurdumuz, gördüğünüz gibi bir o kadar da lekelenmiş durumda. Kedimiz, kendimiz ve tüm sevdiklerimiz için yoğurdun sadece ve sadece olumlu yönlerinden faydalanmak, tüketirken zarar görmemek için ne yapmalıyız?

Çözüm çok basit, üşenmeyip evde kendiniz yapacaksınız.

 

Kedici sevgi ve saygılarımla

Dr. S. Tarkan Özçetin

 

Kaynak: Kedici Dergisi, Yavru Kedici, sayı 23

Kategorier: Hayvan Sağlığı

Veteriner Hekim Olmak

Ben bir Veteriner Hekimim, Dünya’nın en zor ve bir o kadar da zevkli işini yapıyor ve bununla gurur duyuyorum. Veteriner hekim olacaksanız çok zor bir mesleği seçmiş olacaksınız. Canlıların hayatlarına malolacak hatalar yapmamamız için ömür boyu devam etmesi gereken zor bir eğitim alacaksınız. Hergün, en az çocukları kadar sevdikleri dostlarının hayatlarını emanet edecek insanlar, sizden yardım isteyecek. Gün gelecek, en olmadık zamanda sizden yardım bekleyen hastanıza müdehale etmek zorunda kalacaksınız. Gün gelecek, her şeyi doğru yapsanız bile hastanızı kaybedeceksiniz. Gün gelecek, bir hayat kurtaracaksınız, bir canlının yaşamına dokunacaksınız. Onun yaşam dolu bakışı yaşadığınız tüm zorlukları unutturacak, hiç olmadığınız kadar mutlu olacaksınız. Bir canlının yaşama hakkından daha değerli ve kutsal birşeyin olmadığına inanmalısınız. Mutlaka ve mutlaka evinizi paylaştığınız bir hayvanınız olmalı. Hayvan sahibi olmazsanız ve hayvanları sevmiyorsanız asla Veteriner Hekim olmayın ! İnsanlar tercihleriyle var olur. Hayvan sağlığı için hayatınızı adamaya hazır mısınız ? Cevabınız ” Evet ” ise Veteriner Hekim olun.
Dr Tarkan Özçetin
Kategorier: Hayvan Sağlığı
Copyright © 2014 OlsadaOlur Blog .
I Love Google Sitemap . Dizayn eden Web Tasarım.